(4721 S. K. m. 2, 3) (818 S. K. m. 18, 390)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalılardan oğlu olan Cem Z.'nın miras bırakan eşinden kalan taşınmazlardan, eşinin ilk eşinden olma üvey çocuklarına yapılacak devir için verdiği vekaleti kötüye kullanarak dava konusu taşınmazlardaki payını diğer davalı iş ortağı ve arkadaşı olan Cansel'e rayiç bedelin çok altında bir bedel ile muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile eskisi gibi adına tescilini istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazları satış için vekalet verdiğini, diğer davalı Cansel'e satılması konusunda anlaştıklarını, ancak çok hırslı olması nedeniyle ve damadının etkisiyle arasının bozulduğunu ve dava açtığını, iddiaların doğru olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı Cansel davacının iddialarının gerçek dışı bulunduğunu, taşınmazları önce başkasına satmak için anlaştıklarını kendisinin daha fazla vermesi üzerine satışın yapıldığını ayrıca 15.10.1997 tarihli bir harici sözleşme de yapıldığını oğlu ile arasındaki anlaşmazlık nedeniyle bu davayı açtığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan tüm delillere göre, tapu iptali ve tescile karar verilmesinin mümkün olmadığı, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir,
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 18.3.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat Ahmet Ülger, avukat Rukiye Handan Özdinç ile temyiz edilen Cansel Ü. vekili Avukat Dilek Özkaya geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Zümrüt Eskicindil tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, miras bırakan eşi Y. Ziya V.'nin ilk eşinden olma mirasçılarının muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak 1995/96 esas ile İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesine açtıkları davanın sulh anlaşması ile sonuçlandığını ve bu anlaşmanın gereğini yerine getirmek anlaşmada belirtilen taşınmazların devrini sağlamak amacıyla davalılardan oğul Cem Z.'yı Bakırköy 20. Noterliğinin 19.9.1997 tarihli vekaleti ile vekil tayin ettiğini, ancak davalının kendisinden habersiz dava konusu İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunan değerli 4 parça taşınmazını 15.10.1995 tarihi ile 20.10.1997 tarihleri arasında diğer davalı yakın arkadaşı ve iş ortağı Cansel Ü.'a çok ucuz bir bedelle muvazaalı olarak temlik ettiğini gazeteden okuduğu ilan ile öğrendiğini, davalıyı vekillikten azlettiğini, dava konusu taşınmazların satılmasını istemediğini bu amaçla vekalet vermediğini ileri sürerek iptal tescil istemiştir.
Davalı Cem Z., davacı annesinin dava konusu taşınmazların satılması amacıyla vekalet verdiğini, hatta daha fazla bedel ödeme teklifinde bulunan Cansel'e satılmasını istediğini, satış bedelini aldığını, ancak daha sonra damadı ve kızının etkisi ile bu davayı açtığını bu nedenle aralarının bozulduğunu, iddiaların doğru olmadığını savunmuştur.
Diğer davalı Cansel Ü., dava konusu taşınmazları toplam 600 bin dolara satın aldığını, davacı ile bu bedel üzerinden anlaşma yapılınca oğluna vekalet verdiğini, aralarında oğlunun vekil oarak imzaladığı 15.10.1997 tarihli bir yazılı protokol yapıldığını, satış bedelinin 550 bin dolarını peşin ödediğini, kalanın 40 bin doları için BMW ve Toyota marka iki aracını ve 10 bin dolar içinde F... Melek Hatun'da bulunan 1511 ada 18 parseldeki 3 numaralı bağımsız bölümü temlik etmeyi kabul ettiğini, bu anlaşmadan sonra taşınmazlarda ilk dava dolayısıyla bulunan tedbirin kaldırılması ile tapudan devir işleminin yapıldığını, davacının iddialarının doğru olmadığını, keza protokolde öngörülen Melek Hatun'daki 3 numaralı bağımsız bölümü davacının kendisinde bulunan eski bir vekalet ile dünürü Nural T.'a 24.11.1997 tarihinde devrettiğini, böylece satış protokolünü kabul ettiğini, davacının öz oğlu ile arasında çıkan uyuşmazlık nedeniyle bu davayı açtığını, kendisinin bedelini ödeyerek satın aldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada, 19.9.1997 tarihli vekalete dayalı olarak yapılan satış işlemlerinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığı ileri sürülerek iptal-tescil istendiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.
Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, toplanan ve toplanacak delillerin iddia ve savunmada ileri sürülen hususlarda gözetilmek suretiyle yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde irdelenmesi, tartışılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı tavsif ve eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.3.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy