(818 S. K. m. 18) (1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, davalı ile kardeş olduklarını, muris babalarının ölümünden önce 405 parsel nolu taşınmazını davalıya mirastan mal kaçırmak kastıyla, muvazaalı olarak sattığını belirterek veraset ilamındaki payları oranında tapunun iptalini ve adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, dava konusu yeri parasını ödeyerek satın aldığını, satışta muvazaa ve mirastan mal kaçırma amacı olmadığını, muris babasının paraya ihtiyacı olduğu için dava konusu yeri kendisine sattığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, murisin satış tarihinde dava konusu taşınmazı satmaya ihtiyacının olmadığı, davalının da alabilecek maddi durumunun olmadığı, taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark olduğu belirtilerek davanın kabulü ile davacıların payları oranında tapunun iptali ile davacıların adlarına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sadettin Akyol'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte ( tam olarak ) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda mahkemece kısa kararda " davanın kabulüne, tapu kaydının 3/36 hissesinin iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, geri kalan kısmın davalı üzerine ipkasına" denildiği halde gerekçeli kararın hüküm bölümünde "davanın kabulüne;tapu kaydının 3/36'şar hissesinin iptali ile 3/36 hissesinin davacı Mahmut oğlu 1964 doğumlu Mithat K. adına, 3/36 hissesinin Mahmut oğlu 1967 doğumlu Süleyman K. adına tapuya kayıt ve tesciline, geri kalan kısmın davalı üzerine aynen ipkasına" denilmek suretiyle çelişkili hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.2.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy