(743 S. K. m. 684) (3194 S. K. m. 18)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 7 parsel sayılı taşınmazına komşu parsel maliki davalıların taşkın bina, kümes, bahçe yapmak suretiyle elattığını bildirip yıkım suretiyle elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemiştir.
Davalılar, binaların imar uygulamasından önce yapıldığını ve imar uygulaması sonucu tecavüzlü hale geldiğini belirtip taşkın kısmın adlarına tescili talebinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, tarafların binalarının imar uygulaması ile tecavüzlü hale geldiği gerekçesiyle davanın reddine, davalıların temliken tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Davalı, savunma yoluyla temliken tescil isteğinde bulunmuş, mahkemece davanın reddine, temliken tescil talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden tarafların önceden kayden hak sahibi bulundukları 1437 ve 694 kadastral parsellerin imar uygulamasına tabi tutulduğu, yapılan şuyulandırma işlemi sonucu taraflara ait 6 ve 7 imar parsellerinin oluştuğu, davalı yapılarının bu nedenle davacı taşınmazına tecavüzlü hale geldiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Sonuç: Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle tecavüzlü davalı yapılarının kaim bedelinin bilirkişice saptanması, bu bedelin davacı tarafından mahkeme veznesine depo edilmesi ve bu suretle elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy