(818 S. K. m. 24, 25, 26, 31) (4721 S. K. m. 2)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 11 numaralı ve 4 numaralı parsellerin yan yana olduğunu ve her ikisinin de maliki iken aslında 4 numaralı parseli satmak amacıyla satışın gerçekleştirildiğini ancak, ilk iki sıradaki davalıların taşınmazı diğer davalılara satması ve taşınmazda ölçüm yapılması sırasında tapuda satmak istemediği 11 numaralı taşınmazın satışının yapıldığının farkına varlığını ileri sürerek hata nedeniyle iptal-tescil mümkün olmazsa 1.000.000.000 TL:değer farkının tahsilini istemiştir.
Davalılardan, Kamil iddianın doğru olduğunu davayı kabul ettiğini belirtmiş, diğer davalılar kendilerinin iyiniyetle tapudan 11 numaralı taşınmazı satın aldıklarını ileri sürerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın Borçlar Kanununun 31. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı ve ayrıca tapu maliki olan davalıların iyiniyetli olmadığı yönünde kanıt bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 25.3.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat Metin Gezmişoğlu ile temyiz edilen H. Kemalettin E. vs. vekili avukat Hüseyin Ö. ile İsmail T. ve Kamil M. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Zümrüt Eskicindil tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, hata nedeniyle iptal-tescil veya tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın Borçlar Kanununun 31. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere;sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi B. K.nun 25.ve M. K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, B. K.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Somut olayda, davacı hataya düştüğünü, akitten bir süre sonra ıttıla kesbettiğini iddia etmişse de, bu beyan yeterince inceleme konusu yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, davacının hatalı işlemi öğrenme tarihinin belirlenmesi, bu amaçla ibraz edeceği delillerin toplanması, davanın süresinde olduğu anlaşıldığı takdirde yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde soruşturmanın tamamlanması ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen Temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 25.3.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy