(743 S. K. m. 618) (3091 S. K. m. 1)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, paydaşı bulundukları 32 parsel sayılı taşınmazın 5000 m2 kısmını davalıların haksız olarak kullandıklarını, 511 m2 kısmından ise Kaymakamlık kararı uyarınca men edildiklerini bu kısmın hazineye teslim edildiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuşlar, yargılama aşamasında davacılardan Mehmet davasından feragat etmiştir.
Davalı hazine, çekişme konusu taşınmazla bir ilgilerinin bulunmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Davalı Şakir, çekişme konusu 32 nolu parselin batısındaki nizalı yerin kendisine ait 33 parsel kapsamında kaldığını belirtip, davanın reddini savunmuş, diğer davalılar savunmada bulunmamışlardır.
Mahkemece, davacı Mehmet'in davasının feragat nedeniyle reddine, davalı Şakir aleyhindeki davanın kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Tahsin vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.
Sonuç: Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, özellikle kişilerin 3091 Sayılı Yasa hükmü uyarınca idareye başvurarak aldıkları men kararına dayanılarak yaratılan muaraza nedeniyle idari kararın infaz makamı durumunda bulunan hazineye eldeki davada husumet yöneltilemeyeceğine göre, davacı Tahsin'in temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 17.11.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, hazine hakkındaki davasının ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine toplanan delillere göre, 18.3.2003 günlü hükme dayanak yapılan krokide yeşil ile taralı ve -A- ile gösterilen bölüm hakkında kurulan hüküm doğrudur. Ne var ki, aynı krokide 'B' ile gösterilen bölümle ilgili hükmün isabetli olduğu söylenemez.
Öncelikle, 3091 sayılı yasa ile ilgili ittihaz olunan idari men kararına mesnet 31.5.2001 tarihli krokide davacının elatmasının önlenmesine karar verilen bölümün 32 parsel kapsamında gösterilmediği, doğudan geçen çay yatağı içerisinde açılan yolla ilgili olduğu açıktır. Buna rağmen eldeki davada keşfen belirlenen ve 18.3.2003 günlü krokide kırmızı ile gösterilen bölümün davacılara ait 32 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığı ve fakat idari men kararına konu edilen yerin ise doğrudan parsel dışında kaldığı ve aynı yer olmadığı görülmektedir. Mahallinde yapılan keşifte idari men kararının kapsamı belirlenmediği halde, fen bilirkişi raporuna sanki uygulama yapılmış gibi sonradan elle yazılan yazı ile aynı yer olduğu belirtilmiştir. Farklılık gözle görülür şekilde açıktır. Öyleyse, mahkemece yapılan araştırma inceleme ve uygulamanın özellikle fen bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki, idari men kararına konu yerin mutlaka tespiti davanın ve kurulacak hükmün niteliği yönünden zorunludur. Bir defa, aynı yer olmadığının belirlenmesi halinde mülkiyeti davacıya ait yer içerisinden 35 yıldır geçen yolun davalılar tarafından kullanılıp kullanılmadığının araştırılması ve tespit edilmesi davalıların davadaki sıfatını etkileyeceği gibi kurulacak hükmünde niteliğini etkileyecektir. Aynı yer olduğunun belirlenmesi durumunda ise davalı hazinenin davada davalı sıfatının olmayacağı şeklindeki çoğunluk görüşü ile mahkemenin kabulüne de aşağıdaki gerekçelerle iştirak olası bulunmamaktadır.
7.6.2001 tarih ve 28 sayılı idari men kararı ile davacının anılan yere müdahalesinin önlenmesine, 2. fıkrası ile de, kararın infaz edilerek yerin hazineye teslimine karar verilmiş ve 11.6.2001 tarihinde de infaz gerçekleştirilmiştir. Böylelikle, kararın infazı sonucu davacının mülkiyet alanındaki yerden men edileceği tartışmasızdır. Bir başka söyleyişle alınan idari kararla taşınmazın Hazineye teslim edilmesi ve davacının mülkiyeti içindeki bölümden men edilmesi ile muaraza yaratıldığı sabittir.
Bilindiği üzere çap iptale kadar geçerlidir. Kişi çap kapsamındaki yerini her türlü müdahaleden uzak, kanunların müsaade ettiği ölçüde dilediği gibi tasarrufta bulunmaya yetkilidir. Bu yetki, mülkiyet hakkının zorunlu bir sonucudur.
1982 tarihli Anayasanın 35. maddesi Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz hükmünü, 46. maddesi de kamu yararının gerektirdiği hallerde karşılıkları peşin ödenmek koşuluyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların kamulaştırılmak suretiyle ancak ve ancak kamu yararı ve kamu düzeni amacıyla sınırlandırılabileceğini ortadan kaldırılacağını öngörmüş, Medeni Yasanın eski 618 (yeni 683) maddesi de mülkiyet hakkına yönelik, dışarıdan gelecek haksız olan her türlü müdahale ve tecavüzün malikince menedileceğini hüküm altına almıştır. Bu yasal düzenlemeler karşısında idari merci tarafından 3091 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca kişinin mülkiyet hakkını sınırlayıcı, tasarrufunu önleyici nitelikteki alınan idari men kararının infazı suretiyle mülkiyet hakkına vaki müdahalenin haklı olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Somut olayda davalı Hazinenin davacının mülkiyet alanına doğrudan ve fiili bir tecavüzü yoktur. Ne var ki, davacının çap kaydındaki bir bölümün idari karar kapsamına alınarak malik olan davacının buradan men edilmesi, kararın infazından kaynaklanan hukuki bir müdahaledir. Malike mülkiyetindeki yerin bir kısmını kullanamazsın demek mümkün olmasa gerek. Ancak, anılan idari men kararının infazı ile davacıdan bu istenilmekte ve malik olan davacı da infaz edilen karara uyulmama sonucu 3091 Sayılı Yasanın öngördüğü yaptırımın her an tehdidi altında bulunmaktadır. Bu nedenle davacının mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkilere kavuşabilmesi açısından kararı infaz ettiren Hazineye karşı dava açmasından daha doğal ne olabilir.
O halde davanın 3. kişiye yöneltilmesi gerekir diyen sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmek olanaksızdır. Bu nedenle davanın Hazine aleyhine açılması doğrudur.
Hal böyle olunca mahkemece kurulan hükmün bozulması gerektiği düşüncesiyle ve belirtilen gerekçelerle sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy