(818 S. K. m. 390/2) (4721 S. K. m. 2, 3) (1086 S. K. m. 292)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, maliki bulunduğu 3 parsel sayılı taşınmazın satışı için davalıyı vekil tayin ettiğini,davalının söz konusu taşınmazı dava dışı Vehbi 'ye sattığını,aynı gün taşınmazı tekrar kendisinin satın aldığını,davalının vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı kendi üzerine aldığını,bedelini ödemediğini ileri sürerek tapu iptal,tescil,olmadığı takdirde tazminat isteğinde bulunmuştur. Davaya asli müdahil olarak katılan Turhan ise taşınmazın asıl malikinin kendisi olduğunu,taşınmazı icra takibi ve hacizler nedeniyle davacı Ercan'a itimat ederek bedelsiz olarak devrettiğini,davacının taşınmazı hiç kullanmadığını belirterek davacının davasının reddiyle taşınmazın kendi adına tescilini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,yapılan yargılama sonucu davacı Ercan tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının kabulüyle 3 parselin davalı adına kayıtlı 12/36 payının iptaliyle davacı adına tesciline, asli müdahilin davasının reddine karar verilmiştir. Karar,asli müdahil vekili ve davalı vekili tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmekle duruşma günü olarak saptanan 20.1.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Nuran vekili,Turan vekili ile temyiz edilen vekili geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu.Düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davaya katılan Turhan ise taşınmazın kendi elinden inanç sözleşmesine dayalı olarak çıktığını ileri sürerek adına tescil isteğinde bulunmuştur. Dosya içeriğinden,toplanan delillerden dava konusu olan 3 parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün,kayden davaya katılan Turhan'a ait iken 10.5.2000 tarihli akitle davacıya temlik edildiği,bilahare anılan taşınmazın davalı Nuran tarafından dava dışı Vehbi'ye satış yoluyla intikal ettirildiği,adı geçenin de 25.4.2001 tarihli akitle taşınmazı davalı Nuran'a temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davaya katılan ve müstakil hak talep eden Turhan 'ın davada dayandığı ( inanç sözleşmesi ) hukuki sebep yönünden 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında öngörüldüğü anlamda yazılı belge ibraz edilmediği,H.U.M.K.'nun 292. maddesi anlamında bir yazılı beyyine başlangıcının da bulunmadığı anlaşıldığına göre davaya katılanın davasının ret edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Temyiz itirazları yerinde değildir, reddine. Davalı, Nuran'ın temyizine gelince adı geçene yöneltilen davada vekalet görevinin kötüye kullanıldığı ileri sürülmüştür.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden ( resen ) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince,mahkemece yukarıda değinildiği anlamda bir inceleme ve araştırmanın yapıldığı söylenemez Davada dayanılan hukuki sebep yönünden iddianın her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Tarafların delil listesinde belirttikleri tüm deliller toplanmamış özellikle tanıklar dinlenmemiş, taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri ile tapudaki satış bedelinin kıyaslanması yönünden mahallinde keşif yapılmamıştır.
Diğer taraftan,taşınmazın ipotek ve hacizle yükümlü olarak el değiştirdiği buna ilişkin ödemelerin yapıldığı ve belgeleri dosyaya ibraz edildiği halde bu belgeler irdelenip tartışılmamıştır.
Sonuç: Eksik soruşturma ile hüküm kurulamaz.O halde, yukarıda açıklanan eksiklerin tamamlanması,ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı Nuran'ın temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14.maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,20.1.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy