(1086 S. K. m. 74) (4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 259 parsel sayılı taşınmazda paylarına düşen 4 nolu özel parselin davalı tarafından bina yapılmak suretiyle işgal edildiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesi, ecrimisil ve yargılama sırasında yıkım isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, dava konusu parselin kendi payına düştüğünü, 1984 yılından beri kullanımında olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı Mustafa yönünden davanın reddine, ecrimisil isteğinin feragat nedeniyle reddine; davacı Halit yönünden davanın kabulüne ilişkin önceden verilen karar Dairece noksan soruşturma ile hüküm kurulduğu, kabule göre talep aşılarak yıkıma karar verildiği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu, ecrimisil ve davacı Mustafa yönünden davanın reddine, davacı Halit yönünden davanın kabulü ile elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, paylı mülkiyet üzere oluşmuş taşınmazda paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, 22.12.1999 tarihinde verilen karar Dairece 19.09.2000 tarih 2000/8728 esas-10500 karar sayılı ilam ile Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince;davacılar 259 parsel sayılı taşınmazdan 11.9.1990 ve 29.6.1993 tarihinde pay satın almış olup çekişmeli 4 nolu özel parselin kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Davalı ise değinilen payını 18.7.1984 tarihinde satın almış ve davadan on yıl kadar önce yapılandığını savunmaktadır. Varsa özel parselasyon haritası yöntemine uygun biçimde uygulanmadığı gibi ana parselde boş alan bulunup bulunmadığı, yanların elinde başkaca yer olup olmadığı eylemli kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı araştırılmış değildir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeleri karşılar kapsamda soruşturma ve inceleme yapılması hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Kabule göre de, davacı yanın dava dilekçesinde kal istemi yoktur. Sonradan kal talebinde bulunması iddianın genişletilmesi anlamına geldiğinden karşı yanın muvafakatı gerekmektedir. Talep aşılarak yıkım kararı da verilmesi doğru değildir. gerekçeleriyle bozulmuş olmasına karşın mahkemece değinilen bozma ilamında eksiklik olarak sözü edilen hususların hiçbirisinin yerine getirilmediği görülmektedir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarda belirtilen bozma kararında olduğu gibi gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, soruşturmanın tamamlanması ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy