(4721 S. K. m. 683) (818 S. K. m. 287)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı, şehrin muhtelif yerlerinde bulunan 17 adet büfenin davalı şirkete kira sözleşmesi ile kiralandığını, tasarrufu belediyeye ait bulunan bu büfelerden 11 adedinin kira sözleşme süresinin 03.09.2001'de sona ermesine rağmen, davalının büfeleri boş olarak kendilerine teslim etmediğini belirtip, davalının nizalı büfelere elatmasının önlenmesine ve şimdilik 198.000.000.000.TL. ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, kiracı olduğunu, haksız işgalinin söz konusu edilemeyeceğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiğinden bahisle, görev nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir. Mahkemece, taraflar arasında kiracılık ilişkisinin varlığı kabul edilerek davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava dilekçesinin içeriğinden şehrin muhtelif yerlerindeki 14 adet gazete, 2 adet meşrubat ve 1 adet kuruyemiş büfesi olmak üzere toplam 17 adet büfenin işletme hakkının davacı idare tarafından 03.09.1998/03.09.2001 tarihleri arasında 3 yıllığına davalıya kiraya verildiği, müddet dolduğu halde, 6 adedinin teslim edilmesine rağmen 11 adedinin teslim edilmediği ve davalının fuzuli şagil olduğu belirtilerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istenildiği anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, davacı İdare ile davalı arasındaki 03.07.1998 tarihli noter aracılığıyla yapılan kira sözleşmesiyle 11 adet büfenin sadece işletme hakkının 3 yıl süreyle davalıya kiralandığı tartışmasızdır. Buna göre, büfelerin işletme hakkı kira sözleşmesine konu edildiğine göre, taraflar arasındaki çekişmede 6570 Sayılı Yasa hükümlerinin değil, Borçlar Kanununun hasılat kirası ile ilgili 270. ve devam eden maddelerinin uygulama yeri bulacağı kuşkusuzdur.
Taraflar arasındaki 03.07.1998 tarihli sözleşmenin 15. maddesinde kira müddeti sonunda büfelerin boş olarak kiralayana teslim edileceği kararlaştırılmış olmasına rağmen, süre sonunda davalının işletme hakkının devam edeceğine dair kiralayan İdarenin gerek açık, gerekse zımnen bir muvafakatinin bulunup bulunmadığı araştırılmadığı gibi, dava dilekçesinin eki encümen kararında ve diğer belgelerde kiralayan İdarenin kira süresinin bitiminde sözleşmenin yenilenmeyeceğine dair davalıya 03.05.2001 tarihli çektiği ihtarnamenin bulunduğu yazılıdır.
İddianın ileri sürülüş biçimi ve içeriği itibariyle davalının fuzuli şagil olduğu belirtildiğine göre, gerçekten davalının kiracı olup olmadığının tespiti olayda önem taşımaktadır. Ne var ki, mahkemece anılan ihtarname getirtilip Borçlar Kanunu'nun 287. maddesi hükmü çerçevesinde üzerinde durulmadığı gibi süre bitiminden sonra kiralayanın akdin devamı konusundaki iradesinin açıklığa kavuşması yönünden taraf delilleri de toplanmış değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, taraf delillerinin eksiksiz toplanması, hükme elverişli nitelikte araştırma inceleme soruşturmanın tamamlanması, elde edilecek sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu üzere görev yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, mahkemece kiracılık ilişkisinin varlığı kabul edildiğine göre davanın esastan reddi yerine, görev yönünden reddedilmesi ve ayrıca, davalı vekili yararına takdir edilen avukatlık ücretine yasal dayanağı bulunmayan ücret tarifesinde yer alan hüküm gözetilerek katma değer vergisinin de ilave edilmesi de doğru değildir. Davacı İdare vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle HUMK'nun 428. maddesi gereğince hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy