(1086 S. K. m. 186)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, 331 - 332 - 2033 ve 322 parsellerin malikleri olduklarını, davalının bu parsellerin yakınında işletmekte olduğu taş ocağından çıkan tozlar nedeniyle bahçe vasıflı taşınmazlarındaki ağaçların kuruduğunu, veriminde azalma olduğunu, ayrıca davalının araziler arasındaki yolu genişletmek suretiyle taşınmazlarına fiilen de elattığını belirterek, elatmanın önlenmesine, zararları toplamı olan 2.849.800.000.TL. tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, taşocağı işletmek için ruhsatı bulunduğunu, ayrıca söz konusu yolu kendisinin genişletmediğini ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, nizalı parsellerde kayden malik olmayan davacı Memik tarafından açılan davanın reddine, diğer davacının taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacılardan Memik ve davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve tazminat isteğine ilişkindir.Mahkemece, 2033 ve 322 parsellerle ilgili davanın husumetten reddine, 331 ve 332 parsellerle ilgili davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davayı açan vekile Mustafa adlı kişinin vekalet verdiği; çekişme konusu 2033 ve 321 parsel sayılı taşınmazların kayıt malikinin de Mustafa olduğu, Mustafa adına vekilin davayı açtığı ancak, dava dilekçesine maddi hata olarak "Memik" yazıldığı; nitekim temyiz dilekçesinin de Mustafa adına düzenlendiği görülmektedir. Bu durumda, davada gerçek ve doğru hasmın Mustafa olduğunun kabulü zorunludur.
Öyle ise, adı geçenin açtığı dava dinlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgı ile husumet yönünden davanın reddi doğru değildir.
Öte yandan, davacı Fikret tarafından açılan dava sırasında yargılama devam ederken, davacının kayden malik olduğu 331 ve 332 parsel sayılı taşınmazları 20.04.2001 tarihinde dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Dava açıldıktan sonrada sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği,hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur.Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş HUMK.nun 186.maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir.Söz konusu madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.
Kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre,mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı,sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Hal böyle olunca, tarafların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınmasına oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy