(818 S. K. m. 242, 244)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 292 parselin kendisine ait iken davalı oğlu Süleyman'a daha önce ölmesi halinde rücu koşulu ile bağışladığını, davalı Süleyman'ın iyi bir hayat sürmediğini, kendisine iyi davranmadığını, bu sırada davalı Sadık'a borçlanıp taşınmazı ona satmayı vaat ettiğini Sadık'ın da taşınmazı hükmen edindiğini ve bu durumları bilen akrabaları olan diğer davalılara temlik ettiğini, davalı Süleyman'ın kendisine kötü davrandığını, diğer yapılan işlemlerin ise muvazaalı olduğu iddia ile tapunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılardan Süleyman, davayı kabul etmiş; diğer davalılar ise, taşınmazın hükmen yargı kararı ile tapusunun alındığını, iyi niyetli olduklarını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davalı Süleyman'ın davacıya iyi davranmadığı, davayı kabul ettiği, diğer davalıların da bu durumda iyi niyet iddiaları nazara alınmayacağı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar Seyat ve Abdülkadir vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 24.02.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davaya konu edilen 292 parsel sayılı taşınmazın davacı tarafından, Borçlar Kanununun 242. maddesi hükmü gereği rücu şartı ile davalı oğlu Süleyman'a bağışlandığı, sözü edilen işlemin tapu sicilinde temlik sebebine bağlı olarak tescil edildiği görülmektedir.
Anılan taşınmazın, Süleyman tarafından önce davalı Sadık 'a 08.05.2000 tarih ve 5298 nolu noter satış senedi ile, Sadık tarafından da diğer davalılar Seyit ve Abdülkadir 'e 14.03.2002 tarihli akitle satış yolu ile temlik edildiği anlaşılmaktadır. Bütün bu intikallerde temlik alanların sicildeki rücu şartına ilişkin şerhi görerek ve bilerek taşınmazı edindikleri açıktır. Esasen, aksinin kabulü de mümkün değildir.
Sicile yansıyan rücu şartı, yani davalılardan Süleyman'ın ölüm koşulu gerçekleşmiş değildir. Aslında bu koşulun gerçekleşmesi durumda taşınmazın hangi elde olduğuna bakılmaksızın davacı bağışlayana dönmesi yasa hükmü gereğidir.
Somut olayda, koşul gerçekleşmediğine göre, taşınmazın bağışlayana dönmesi için bir sebep mevcut değildir. Öte yandan, her ne kadar davacı Borçlar Kanununun 244. maddesinde belirtilen genel bağıştan dönme koşullarının oluştuğunu iddia ile iş bu davayı açmışsa da, yasada öngörüldüğü biçimde bağıştan dönme sebeplerinin varlığı da ispat edilmiş değildir. O halde, açıklanan yasal düzenlemeler karşısında davalı Süleyman'ın eldeki davayı kabulünün de hukuki sonuç doğurmayacağı, diğer davalıların edimini etkilemeyeceği kuşkusuzdur.
Sonuç: Hal böyle olunca, rücuu koşullarının oluşmadığı dikkate alınmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Davalılar Seyat ve Abdülkadir 'in bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy