(4721 S. K. m. 683, 727)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ikamet ettiği taşınmazına komşu davalı Belediyeye ait spor salonunun jeneratör ve kalorifer sisteminin çevreye gürültü yaydığını ileri sürüp; elatmanın önlenmesi, jeneratör ve kalorifer tesisatının sökülmesi ve tazminat isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, spor salonundaki jeneratör ve kalorifer sisteminin çevreye yaydığı gürültü giderilinceye kadar sistemin çalıştırılmasının durdurulmasına ve davacı lehine 1 milyar manevi tazminata karar verilmiştir.
Karar, davalı ve davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece muarazanın önlenmesine komşuluk hukukuna aykırılık teşkil eden durum düzeltilinceye kadar gürültüye neden olan sistemin çalışmasının durdurulması biçiminde hüküm kurulmuştur. Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama,zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Mahkemece, kurulan hüküm yukarda değinilen ilkelerin gözetilmesi suretiyle oluşturulduğu söylenemez.
Sonuç: Hal böyle olunca gürültüye neden olan komşu taşınmazda sistemler bakımından gerçekten bir zarar bulunup bulunmadığının ve bunun gideriminin ne surette sağlanacağının belirlenmesi amacıyla konunun uzmanlarında oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla gerekli araştırmanın yapılması, bu bilirkişi kurulunun oluşturulmasında 2870 Sayılı Çevre Kanunu ve buna bağlı yönetmelikten yararlanılması, zararın varlığının belirlenmesi halinde infaza elverişli rapor alınıp buna hükmedilmesi gerekirken eksik soruşturmaya dayalı hüküm kurulması doğru değildir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy