(4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar,kayden maliki bulundukları M Mevkii,cilt:4 ,sayfa 84 No:8 deki taşınmazlarına davalıların haksız olarak müdahalede bulunduklarını ileri sürüp davalıların el atmasının önlenmesine karar verilmesini istemişlerdir. Davalı,davacıların dayandıkları tapu kaydının sahih olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece,davacıların davada dayandıkları kaydın daha önce görülen davada iptal edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar,davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla,Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı. Dosya incelendi,gereği görüşülüp,düşünüldü:
Karar: Dava, tapulu taşınmaza el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişmeli taşınmazın Tevzi talimatnamesi hükümleri gereğince davacıların miras bırakanı babaanneleri Hanife 'ye ilk tesisi 15 Kasım 1943 tarih ve 336 sıra nolu tapu ile tevzien temlik edildiği,bilahare taşınmaza ve intikal sonucu irs'en ve kayden davacıların malik oldukları sabittir. Davalılar,K.Sani 310 tarih ve 52 sıra nolu tapu ve tedavül sonucu malik oldukları bir başka tapu ile davaya karşı koymuşlardır.Ne var ki,mahkemece davacıların dayanağı tapunun sicile yansımayan mahkeme hükmü ile iptal edildiği gerekçesiyle eldeki dava reddedilmiştir.Gerçekten de dosya içindeki O 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.10 1958 tarih,1957/267-792 esas ve karar sayılı kesinleşme şerhi bulunmayan fotokopi karar suretinden 1943 yılında hazinece tevzi yoluyla kişilere verilen taşınmazlarla ilgili oluşan bir kısım tapuların çifte tapu oluşturduğu iddiasıyla içlerinde eldeki davanın davacılarının miras bırakanı Ahmet Hamdi'nin de bulunduğu 30 kişi aleyhine davalılar murisince aynı tapuya ( ilk tesisi K.Sani 310 tarih/52 sıra nolu ) dayanılarak açılan iptal ve meni müdahale davası sonucunda kararın 4 nolu bendinde belirtilen tapuların iptaline ve el atmanın önenmesine karar verildiği, davacıların murisi Ahmet Hamdi'ye ait 15.11.1943 tarih ve 235 sıra nolu 40.000 m2 yüzölçümlü tapu kaydının iptal kararına konu edildiği halde eldeki davada davacıların dayanağını teşkil eden aynı tarih 336 sıra nolu 9600 m2 yüzölçümlü tapunun iptal hükmü kapsamında yer almadığı,aksine geçerliliğini koruduğu anlaşılmaktadır.
Öyleyse,çekişmenin sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından taraf tapularına keşfen kapsam tayin edilmesi gerektiği tartışmasızdır. Bilindiği üzere; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi,gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip,doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması,doğru esasa dayanmıyorsa,ilk tesisin deki sınırlara itibar edilmesi,ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi,böylece yanların dayandığı,usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan,dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi;gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması,komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir.Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Sonuç: Hal böyle olunca,yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma,inceleme ve uygulama yapılarak soruşturmanın tamamlanması, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle ve bilimsel verilerden uzak,soyut içerikli bilirkişi raporu gözetilerek yazılı olduğu üzere davanın reddine dair karar verilmesi doğru değildir.Davacılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,24.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy