(818 S. K. m. 248, 254, 262) (4721 S. K. m. 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, hazineden ihale yolu ile satın alarak maliki bulunduğu 95 ada 6 parsel sayılı taşınmaza davalının hayvan barınağı yapmak, duvar çekmek ve ağaç dikmek suretiyle haksız müdahale ettiğini ileri sürüp; elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, kira sözleşmesi uyarınca taşınmazı kullandığını, sözleşme gereği masraflar yaptığını bildirip davanın reddini savunmuş karşı dava olarak 20 milyar tazminat isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının kabulüne, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı karşılık davacı tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 25.6.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili ile temyiz edilen vekili geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Birleştirilerek görülen davalardan ilki çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım; birleştirilen dava ise tazminat isteğine ilişkindir. Mahkemece; elatmanın önlenmesi, yıkım isteğinin kabulüne tazminat isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu 6 parsel sayılı taşınmazın, öncesinde taşınmaz maliki Jore kayyımı marifetiyle yönetildiği, bu dönemde taşınmazın 1.1.1984 tarihli sözleşme ile davalıya kiraya verildiği, bilahare anılan taşınmazın mülkiyetinin Hazineye intikal ettiği, daha sonra 17.8.2000 tarihinde 2886 Sayılı Yasanın 36. maddesi hükmünce davacıya kapalı zarf usulüyle satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın tapuda bahçeli kargir ev niteliğinde bulunduğu, ancak kayyım tarafından davalıya arsa vasfıyla kiraya verildiği görülmektedir. Bu durumda davalı ile kayyım arasında düzenlenen kira sözleşmesinin Borçlar Kanunu 248. maddesinde belirtilen anlamda adi kira sözleşmesi niteliğinde bulunduğu, anılan taşınmazın tahliyesine ilişkin isteklerin yine aynı yasanın 254. ve 262. maddeleri hükümlerinde öngörüldüğü biçimde gerçekleştirilebileceği tartışmasızdır. Gerek önceki kayıt maliki gerekse davacı tarafından anılan yasa hükümleri gereğince usulüne uygun yapılmış fesih ihbarı mevcut değildir. Bu durumda önceki kayıt maliki ile akdedilen kira sözleşmesinin sonradan taşınmazı satış yoluyla edinen davacıyı da bağlayacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca davalının çekişmeli taşınmazı kira ilişkisine dayalı olarak kullandığı, fuzuli şagil bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı karşılık davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekilleri için 375.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy