(4721 S. K. m. 722, 723)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1989 yılında yurt dışında iken resmi merciiler nezdinde yapılması gerekli işlemleri yapması için davalı eşi R. ( Ü. ) 'yü vekil tayin ettiğini, davalı vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak, dava konusu 5 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu bağımsız bölümünü kızı olan diğer davalı B.'ya bedelsiz olarak satış suretiyle devrettiğini ileri sürüp; tapunun iptali ile adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı Banu, davacının kendi rızası ile vekaletname verdiğini taşınmaz üzerindeki ipotek borcunun kendisi tarafından ödenmek suretiyle, satış bedelinin ödendiğini söyleyerek, diğer davalı ile birlikte davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar R. ( Ü. ) S. ve B. S. tarafından ayrı ayrı süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 9.3.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen vekili avukat M.S. S. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edenler gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, bu sırada temyiz edenler B. S. ve R. Ü. S.'in geldiği görüldü, mazeretleri kabul edilip dinlendi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi A.S. Ç. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 5 parsel sayılı taşınmazdaki 5 nolu bağımsız bölümün 13.6.2000 tarihli akitle vekaleten davalı B. S.'e satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. Davacı anılan satış işleminde vekaleten temsil yetkisinin kötüye kullanıldığını ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın davacı tarafından davalılardan Ü. ( R. )'ye verilen 1989 tarihli vekaletname kullanılmak suretiyle, diğer davalı B.'ya satıldığı, vekaletnamenin açıkça satış yetkisini içerdiği görülmektedir. Satış tarihi itibariyle, baba, kız ve eş olan dava taraflarının birlikte yaşadıkları, bu Satıştan davacının bilgisinin olmadığı söylenemez. Ayrıca, vekalet ilişkisine son vermeyen davacının satış iradesini taşıdığı da açıktır.
Öte yandan, yukarda ilkeleri açıklanan hukuki sebep yönünden olaya yaklaşıldığında, vekilin vekalet görevini kullanırken, vekil edeni zararlandırma kastının bulunması ve bu zararın ortaya çıkması sicile yönelik istek bakımından önkoşuludur. Akit tablosundan taşınmazın 2.900.000.000 TL. bedelle satıldığı görülmektedir. Bu bedelin ödenmediği iddiası resmi kayıtlara göre diğer taşınmaz. Diğer taraftan taşınmaz üzerinde bulunan 400.000.000 TL. lik ipotek şerhinin davalı alıcı B. tarafından ipotek bedeli ödenmek suretiyle ve temlikten bir gün önce kaldırıldığı da sabittir. Belirlenen bu olgular karşısında davacının zararlandırıldığının kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca, yukarda açıklanan ilkeler ve saptanan olgular birlikte değerlendirildiğinde, çekişmeli taşınmazın davacıya vekaleten yapılan temlikinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığı kanıtlanamadığı düşünülerek. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 9.3.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.