(818 S. K. m. 24, 25, 26) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı, kayden maliki olduğu 2107 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binasından davalıya iki dairelik pay satmak isterken, beş dairelik pay satışının yapılmış olduğunu, işlemin hataya dayandığını ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, yapılan işlemde hata ve hile bulunmadığını, bedelini ödediği payın satış akdine konu olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hiçbir yazılı belge ve delile dayanılmadan, hile ve tehdidin varlığı da ileri sürülmeksizin, "hata" hukuksal nedeninden kaynaklanan iptal talebinin tapuya güveni zedeleyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.Tebligat gederi eklenmediğinden duruşma istemi reddedildi. Dosya incelendi;gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, hata hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece,"tapuda yapılan satışın resmi işlem olduğu, hiçbir yazılı belge ve delile dayanmadan hile ve tehdidin varlığı ileri sürülmeksizin sadece hataya dayalı iptal talebinin tapuya güveni ve işlemleri zedeleyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanunu'nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir.
Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeterki hatanın ileri sürülmesi BKnun 25.ve MKnun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen .belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Nevar ki, BK.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılıp taraf delilleri de değerlendirildikten sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.1.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy