(2981 S. K. m. 10/b-c) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 94 sayılı parselin resen ifrazı sırasında 17254 sayılı parselin 79/157 payının hatalı olarak davalı adına tescil edildiğini oysa davalı adına 17253 sayılı parselin yazıldığını ve belediye encümeninin 25.1.1996 tarihli kararı ile hatayı düzelttiğini, ancak bu kararın tapu siciline yansıtılamadığını ileri sürüp; davalı adına olan paya ilişkin tapunun iptali ve adına tescili isteğinde bulunmuştur. Davalı, çekişmeli taşınmazı satın aldığını, kaydın hatalı olmadığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kanıtlandığı gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, 17254 parsel sayılı taşınmazdaki 79/157 pay karşılığı bulunan bağımsız bölüm tapu kaydının iptali ile tescili isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazların öncesinin 94 parsel nolu taşınmaz olduğu, 1986 yılında ifrazen 17253 ve 17254 parsellere ayrıldığı, 17253 parsel sayılı taşınmazın Hafize adına yazılması gerekirken babası Bekir adına yazıldığı, 17254 parselden ise Hafize'ye hataen pay verildiği, daha sonra Hafize'nin bu payı davalı Hüseyin'e onunda bir kısım payları dava dışı üçüncü kişilere temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacı ve davalı Hüseyin'in Belediyeye müracaat etmeleri üzerine encümenin yukarıdaki durumu açıklayarak yanlışlığın dilekçedeki kabulleri doğrultusunda düzeltilmesi yolunda karar aldığı, davalı Hüseyin'in 17253 parseldeki hatanın düzeltilerek kendisine pay verilmesi istemiyle açtığı davanın da reddedilerek kesinleştiği, eldeki davada da davacının açmış olduğu hatanın düzeltilmesi ve böylece Hüseyin üzerindeki payın iptaliyle kendi adına tescili isteminin kabul edilerek Hüseyin payının iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, 94 parsel sayılı taşınmazın 3290/2981 Sayılı İmar Affı Yasasının 10. maddesi gereğince İmar şuyulandırılması sonucu çekişmeli parselinde içinde bulunduğu birçok parsele ifraz gördüğü ve yeni imar parsellerinin oluştuğu 25.1.1996 tarih, 259 Sayılı Bayrampaşa Belediye Encümen Kararı ile sabittir. Eş anlatımla çekişme konusu taşınmazın oluşumunun hukuki dayanağını imar uygulaması teşkil etmektedir. Ancak, uygulamanın 2981/3290 Sayılı Yasanın 10/B mi, yoksa 10/C maddesi gereğince mi yapıldığı dosya kapsamı ile belli değildir. Ne var ki, Encümen Karar kapsamında "2981-3290 Sayılı Kanunun 10. maddesine istinaden res'en imar uygulaması ile ifraz edilmiş" şeklinde yer alan ifadelerden uygulamanın 10/C maddesine dayandığı izlenimi uyanmaktadır.
Bilindiği üzere, gerek 3194 Sayılı İmar Yasasının 18. maddesi, gerekse 3290/2981 Sayılı Yasanın 10/C maddesine göre belediyeler yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların planlarını, fen, sağlık ve çevre koşullarına uygun biçimde oluşturulmasını sağlamak amacıyla imar sınırı içinde bulunan binalı ve binasız arsa ve arazileri maliklerinin veya diğer hak sahiplerinin olurlarını aramaksızın "hamur kuralını" uygulamak suretiyle birbirleriyle, yol fazlası ile kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, bağımsız, paylı veya kat mülkiyet esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya resen tapu işlemlerini yapmaya yetkilidir.
Gerek İmar Kanunu gereğince yapılan parselasyon işlemlerinin, gerekse İmar Affı Yasasında öngörülen imar ıslah çalışmaları ve bunun sonucu oluşan imar çaplarının bir idari karara dayandığı kuşkusuzdur. İdari karar idari yargı yerinde ortadan kaldırılmadıkça, eş deyişle tapu kaydının illeti ve sebebini teşkil eden idari karar İdare Mahkemesinde iptal edilmedikçe genel ( Adli ) yargıdaki iptal ve tescil davasının dinlenilme olanağı yoktur. Kaldı ki, idari işlemin iptaline dair Belediye Encümen Kararının yasal dayanağının bulunduğu söylenemeyeceği gibi bu karar gereğince sicil kaydının düzeltilemeyeceği de tartışmasızdır. O halde, değinilen hukuksal ve yargısal açıklamalar ışığında mahkemece yapılan araştırma, incelemenin hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu söylenemez.
Sonuç: Hal böyle olunca, İmar uygulamasının mahiyeti ve niteliği hakkında gerekli araştırmanın yapılması, soruşturmanın tamamlanması ondan sonra bütün deliller bir arada değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.1.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy