(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı İbrahim A.'ün kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla çekişme konusu taşınmazlarını davalılara, tapuda ölünceye kadar bakma akti göstermek suretiyle bağışladığını, davalı Eyüp'ün temlik aldığı taşınmazlardan 47 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payını davalı Şevket'e tapuda satış göstermek suretiyle temlik ettiğini, murisle davalılar arasındaki ölünceye kadar bakma aktinin ve davalılar Eyüp ile Şevket arasındaki satış işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile tüm mirasçıların payı oranında tapuya tescilini olmadığı takdirde tenkisini istemiştir.
Davalılar, miras bırakanlarının bakıma ihtiyacı olduğu için ölünceye kadar bakma akti yaptığını, bakım borçlarını yerine getirdiklerini, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmekle, Tetkik Hakimi Şükran dağlı İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası nedenine dayalı iptal tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. ( B.K. m.511 ). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlu suda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. ( B.K. m.514 ) Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. ( B.K. m.18 ). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse ( örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise ), bu takdirde akdin ivazlı ( bedel karşılığı ) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda miras bırakanın 1907 doğumlu, bakıma muhtaç olduğu ve davalı çocukları ile evinde kendisine bakılmak üzere ölünceye kadar bakma akitleri düzenlendiği, tanık beyanlarına göre davalıların tümünün bakma görevini yerine getirdiği, miras bırakanın dava konusu taşınmazlar dışında çok miktarda taşınmazının terekesine intikal ettiği bu deliller karşısında miras bırakanın mirasçısından başka bir deyişle terekeden mal kaçırma amacının bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.3.2003 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, ortak murisleri İbrahim A.'ün sağlığında adına kayıtlı Ayvaşık Mahallesinde bulunan 90 ada 22, 91 ada 5-6, 106 ada 30-36-37-38, 402 ada 47 sayılı parselleri ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile erkek çocukları Eyüp-Mehmet-Şevket ve Fazlı'ya kendisini mirastan mahrum etmek amacıyla temlik ettiğini ileri sürmüş, bu muvazaalı ( danışıklı ) işlem sebebiyle payı oranında iptal ve tescil istemiştir.
Davalılar çekişmeli taşınmazların murisin iradesine uygun olarak bakım sözleşmesine göre devraldıklarını, sözleşmeye uygun olarak murislerine karşı bakım borcunu da yerine getirdiklerini, işlemin muvazaalı olmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Yüksek Özel Daire Kararı oy çokluğu ile bozmuştur. Dosyaya getirtilen veraset ilamına göre, muris İbrahim A.'ün 4.9.1990 tarihinde öldüğü geriye iki kızı ile 4 erkek çocuğu kaldığı, dosyada bulunan sözleşme içeriğine göre de 26.10.1988 tarihinde sözü edilen taşınmazları ölünceye kadar bakım karşılığı dört erkek evladına temlik ettiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık bu temliki işlemin gerçek anlamda bakım sözleşmesi karşılığımı yoksa, muvazaalımı olduğu noktasında toplanmaktadır. Ne var ki, tüm deliller değerlendirildiğinde muvazaanın ağırlık kazandığı kanaatine varılmaktadır. Bilindiği gibi ölünceye kadar bakma sözleşmesi ivazlı bir akittir. Verilen taşınmazla karşılığı olan bakım borcu arasında bir oran, başka bir ifadeyle makul sayılabilecek ölçüde bir denge unsurunun bulunması gerekir. Somut olayda aşırı bir dengesizliğin bulunduğu açıktır. Muris ölümüne yakın bir tarihte tüm mal varlığının önemli bir bölümünü teşkil eden ve ilçe merkezinde bulunan ev, bahçe ve tarla niteliğindeki toplam 130 dönümün üzerindeki en değerli taşınmazlarını erkek çocuklarına devrettiği görülmektedir. Esasen bu kadar taşınmaz karşılığında murise ne gibi bir bakım yapıldığı da anlaşılamamaktadır. Örneğin murisin taşınmazlarından elde edilen gelirlerle muris için ne gibi bir sarfiyat yapıldığı, murisin hangi hastanede yatırılıp tedavi ettirildiği, murisin hayatında iyileşme sağlayacak ne gibi işler yapıldığına dair hiçbir belge gösterilmemiştir. Soyut içerikli "bakım borcu yerine getirilmiştir" ifadesi bu kadar servetin nerelerde harcandığını gösteren bir belge ve tanık beyanları ile desteklenmedikçe bir kıymet ifade etmez. Bu müesseseyi düzenleyen Borçlar Kanununun 511.maddesi ivaz karşılığında bakmak ve görüp gözetmek unsurlarını aramaktadır.
Esasen Ankara'da oturan bazı davalıların hafta sonları İlçe merkezine gelip murisi ziyaret etmesi Kanunun kastettiği anlamda bakmak olarak değerlendirilemez. Bu şekildeki ufak tefek yardımların evladın ebeveynlerine karşı yapmaları gereken ahlaki görev içinde düşünülmesi gerekir.
Öte yandan kız evlatların bakıma daha yatkın olmasına rağmen 4 erkek evladına birden tercih etmesi de muvazaa olgusunu kuvvetlendirmektedir. Ayrıca, muris adına kayıtlı bazı taşınmazlar bulunduğu gelen kayıt örneklerinden anlaşılmakla, bu durum mirasçılar arasında denkleştirme yapıldığı zehabını uyandırmakla ise de; kayıtlar incelendiğinde bu taşınmazların köyde ve fazla işe yaramaz nitelikte; asıl önemli olan da murisin üzerinde görülen bu taşınmazların büyük bir bölümünün de ( 108/1-112/16-113/1-115/8-116/10-117/19-117/22-123/4-124/14 sayılı parseller ) 1994 yılında ve murisin ölümünden sonra kadastroca tespit edilen ve murisin üzerinde işlem yapamayacağı taşınmazlar olduğu da açıkça görülmektedir. Bütün bu olgu ve buna bağlı değerlendirmeler sonucu murisin kız evladını mirasından mahrum etmek amaç ve niyetiyle dava konusu taşınmazlarını erkek evlatlarına ölünceye kadar bakım sözleşmesi bahanesiyle muvazaalı olarak temlik ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ve kararda gösterilen diğer gerekçelerle hükmün onanması görüşün de olduğumdan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy