(4721 S. K. m. 683, 722, 724) (743 S. K. m. 650) (HGK. 20.03.1996 T. 1996/1-40 E. 1996/177 K.)
Taraflar arasında görülen davada; davacı adına kayıtlı, 93 ada 11 parsel sayılı taşınmaza davalının haksız elatmasının önlenmesini ve tek katlı yapının kal'ini istemiştir.
Davalı (karşı davacı) çekişmeli yeri, kadastrodan önce belediyeden satın aldığını ve 1978 yılında tek katlı bina inşaa ettiğini belirterek bina bedelinin açıkça arsa bedelinden yüksek olduğu gerekçesiyle Medeni Kanunun eski 650. yeni 724 maddesi uyarınca iptal ve tescil istemiştir.
Mahkemece, kayda dayalı elatmanın önlenmesi davasının reddine, muhik tazminat karşılığında iptal ve tescil davasının kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı Adil C. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik Hakimi Satılmış Altıngöz tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Birleştirilerek görülen davalardan ilki, Medeni Kanunun 683.maddesine dayalı elatmanın önlenmesi ve yıkım ( kal) isteklerine ilişkindir. Karşı dava ise, aynı yasanın 724.maddesinden kaynaklanan temliken tescile yöneliktir.
Mahkemece, çap kaydına dayalı müdahalenin önlenmesi ve yıkım davasının reddine; temliken tescil davasının kabulüne karar verilmiştir. Toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğinden, davacı Adil C.'ın kadastro Mahkemesi kararıyla, tesbitten önceki dönemde, çekişmeli yerde zilyet ve hak sahibi olduğu kanıtlanmıştır. Bir başka anlatımla, karşı davacı Ramadan Ç. o davaya asli müdahil olmuştur. Ayrıca, kişisel hakka tutunarak açmış olduğu tescil davası dahi Kadastro Mahkemesindeki davayla birleştirilmiştir. Bu durumda, davalının (karşı davacının) Kadastro Mahkemesindeki dava derdest iken nizalı yerde yapılaşması onu iyi niyetli kılmaz. Öte yandan, Medeni Kanunun 722/2 maddesinde; (.. Ancak, sahibinin rızası olmaksızın kullanılmış olan malzemenin sökülmesi aşırı zarara yol açmayacaksa, malzeme sahibi, gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere bunların sökülüp kendisine verilmesini isteyebilir.) hükmüne yer verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, yasada yıkımda aşırı zarar kavramı tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın göz ardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de (sübjektif olarak) değerlendirilmesi ve hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in (yıkımın) fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. (HGK. 20.3.1996 tarih, 1996/1 esas, 1996/177 karar, 24.4.1996 tarih, 1996/1-154).
Somut olayda; davalıya ait tek katlı yığma binanın değerinin 8.118.000.000 lirası; arsa bedelinin 3.070.000.000 lirası olması; bu meblağın alım gücünün, günün ekonomik koşulları açısından yukarıda açıklanan ilke ve olgularla birlikte değerlendirildiğinde yıkımın aşırı zarar doğuracağından söz edilemez. Hal böyle olunca, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacı Adil'in temyiz itirazları yerindedir.
Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin hancın temyiz edene geri verilmesine 10.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy