(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, murisleri Hüseyin'in maliki bulunduğu 17 parseli mirastan mal kaçırmak amacı ile davalı oğluna bağışladığını işlemin ölünceye kadar bakma akdi şeklinde yapıldığını ileri sürerek muvazaa nedeni ile iptal olmadığı takdirde tenkis talebinde bulunmuşlardır.
Davalı, murisine baktığını edimini yerine getirdiğini savunup davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının murisine baktığı, murisin taşınmazı kaçırma kastı ve mahfuz hisseyi bertaraf etme amacının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi H. Çelik'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Karar: Davacılar, murislerinin kendisine ait tek taşınmaz olan 17 nolu parseli davalı oğluna bağışladığı halde, işlemin ölünceye kadar bakma akdi şeklinde yapıldığını, aslında işlemin muvazaalı olup, mal kaçırmaya yönelik olduğunu ileri sürerek, muvazaa nedeni ile iptal ve tescil olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı ise, davanın yersiz olduğunu, murise baktığını edimini yerine getirdiğini savunup davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, murisin mal kaçırma kastının bulunmadığı, bakıma ihtiyacı olduğu, taşınmazı o nedenle verdiği, davalının da bakım borcunu yerine getirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır.(BK. nun 511) Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (BK. nun 514) Hemen belirtmek gerekir ki; bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (BK.nun 18) Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılardan mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez, akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu aile koşulları ve ilişkileri elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda ise, murisin tek mal varlığı olan dava konusu taşınmazı birlikte yaşadığı davalı oğluna bağışladığı, işlemin satış şeklinde yapıldığı, satış tarihindeki resmi akitteki fiyat ile gerçek değerinin çok farklı olduğu, davalının dava konusu evde murisle birlikte kaldığı, tüm bu deliller karşısında murisin dava konusu taşınmazı davalıya diğer mirasçıların miras paylarını bertaraf etmek amacı ile verdiği tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sonuç: Bu durumda, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve gerekçelerle reddine karar verilmesi doğru değildir. Davalılar bu yönlere değinen temyiz itirazları doğrudur. Kabulü ile kararın yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 27.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy