(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 s. Tapu K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 3421 parseldeki evini haksız yere işgal ederek müdahalede bulunan davalıların elatmalarının önlenmesini istemiştir.
Davalılar, bu arsanın babalarına ait olduğunu ve buradaki evinde dava dışı Mustafa tarafından inşa edildiğine ve davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne, 3421 parseldeki binaya davalıların müdahalelerinin menine karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.4.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat Mehmet Duduoğlu geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Satılmış Altıngöz tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı, 3421 parselde 30/48 payı bulunduğunu, bu yere ev yaptığını, davalıların evin kilitini açarak işgal ettiklerini ileri sürerek davalıların haksız elatmalarının önlenmesini istemiştir. Davalı Yunus, bu yeri babası aracılığıyla haricen satın aldığını, evi kendisinin yaptırdığını çekişmeli evde önce kardeşi Mustafa'nın oturduğunu, daha sonrada davacının ikamet ettiğini ve davanın reddini savunmuştur. Öteki davalıda aynı yolda savunma yapmış, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, çekişmeli taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu ve davacının dışında başka paydaşlarında bulunduğu;dava tarihi itibariyle kayıtla ilgisi olmayan davalı Yunus K.'nun 6/48 payı, 21.12.2001 tarihinde öteki paydaş Ayşe S.'den satın alarak paydaş durumuna geldiği, böylece davanın paydaşlar arasındaki çekişme niteliğine dönüştüğü anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini herzaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M. K.nun 706, B. K.nun 213, T. K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M. K.nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M. K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle delillerin toplanıp değerlendirilmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle kararın açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14.maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy