(3402 S. K. m. 17, 18)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, çekişme konusu taşınmazın taşlık, çalılık nitelikte Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakıldığını, davalının haksız olarak kullandığını ileri sürerek, 3402 sayılı yasanın 18.maddesi gereğince Hazine adına tescilini, davalı Garip D.'ın el atmasının önlenilmesi ve inşaatın yıkımı isteğinde bulunmuştur.
Davalı Garip D., davanın reddini savunmuş, karşı dava ile de zilyetliğe dayalı olarak tescil talep etmiştir.
Mahkemece, Hazinenin davasının reddine, davalı Garip D.'ın davasının ise kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi A. Sevil Çalıkoğlu tarafından düzenlenen raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Karar: Birleştirilerek görülen davalardan ilkinde, davacı Hazine, çekişme konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek, davalının elatmasının önlenilmesine, üzerindeki binanın yıkımı ve kendi adına tescilini istemiş, davalı ise taşınmazın zilyetlik yoluyla adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın, bulunduğu yörede 1966 yılında yapılan genel kadastro sırasında bu yerin tespit harici bırakıldığı, 1976 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında ise ormanla ilgisinin bulunmadığı ve orman dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, çekişmeli yerin halen davalının zilyetliğinde olduğu, üzerinde onun tarafından yapılan bina bulunduğu da sabittir. Davalı, anılan taşınmazı imar ihya ettiğini bildirerek, tescil talebinde bulunmuş, mahkemece bu olgu kabul edilerek hüküm kurulmuştur.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların, 3402 Sayılı Yasanın 17.maddesi hükmü gereği imar ve ihya yoluyla edinilmesi mümkündür. Ancak, böyle bir edinmenin gerçekleşebilmesi için taşınmazda imar ve ihya olgusunun tamamlanması ve bu tamamlanma tarihinden itibaren yirmi yıl süreyle aralıksız, davasız zilyetlik koşulunun gerçekleşmesi zorunludur. Dosyada mevcut 19.6.2001 günlü ziraat bilirkişi raporu kapsamından çekişmeli yerin % 30-35 lik bölümün imar ihya edildiği, kalan kısmının ise, halen kıraç arsa vasfında bulunduğu henüz taşınmazın bütünü itibariyle imar ihya olgusunun tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan taşınmazın geneli bakımından hakim vasfı itibariyle zilyetlikle edinmeye henüz elverişli hale gelmediği de görülmektedir. Öyle ise çekişmeli taşınmazda 3402 sayılı kanunun 17.maddesinde belirtilen koşulların davalı yararına oluştuğu söylenemez.
Hal böyle olunca, karşı davacı tarafından açılan davanın reddine, ziraat bilirkişi raporuyla belirlenen taşınmazdan ekonomik yarar sağlanması da mümkün olduğu anlaşıldığından davacı Hazinenin 3402 Sayılı Yasanın 18.maddesine dayalı tescil isteğinin kabulü ile kişinin taşınmazda elatmasının önlenmesine ve muhtesatın yıkımına karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacı Hazinenin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA 26.03.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy