(818 S. K. m. 18) (1086 S. K. m. 288, 290, 293) (4721 S. K. m. 6, 1025) (YİBK 1945/20E 1947/6K 5/2/1947)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, davalı oğluna, çekişmeli taşınmazın çıplak mülkiyetini, mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak, gerçekte bağışlamasına rağmen görünüşte satış sözleşmesi ile temlik ettiğini ileri sürerek iptal-tescil isteğinde bulunmuştur.Davalı, davacının savını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, temliki işlemin gerçekte bağış olarak yapıldığı ve geçersiz olduğu, taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesinin davacının savını kanıtladığı gerekçesi ile iptal-tescile karar verilmiştir.
Karar; Davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Hülya Gerçeker'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.İddianın ileri sürülüş ve içeriği itibariyle davada taraf muvazaasına dayanıldığı kuskusuzdur.
Bilindiği üzere; Muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazan aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler. ( nisbi muvazaa ) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir. Her ne kadar muvazaayı düzenleyen B. K.nun 18. maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmiyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu (inşai) bir hüküm değil, açıklayıcı (ihdasi) bir hüküm durumundadır. Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu iddiasını ispat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 288 ve 290. maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi muvazaanın yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde dahi olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad ( namı-müstear) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince, çekişme konusu taşınmazın intifaı davacı uhdesinde bırakılarak çıplak mülkiyeti 1.5.2000 tarihinde davalıya temlik edilmiştir. Davacı baba ile davalı oğul arasında konusu intifa hakkı olan 3.5.2000 tarihli kira sözleşmesi düzenlenmiştir.
Ayrıca sözleşmenin 2. maddesi ile davalı tarafından davacının banka hesabına yatırılan ve davacı tarafından çekilerek tekrar davalıya verilen paranın taşınmazın temliki ile ilişkisi bulunmadığı kararlaştırılmıştır. O halde taraflar arasındaki kira ilişkisini belirleyen ve akit tarihinden sonra düzenlenen bu belgenin 5.2.1947 tarih ve 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararının ön gördüğü muvazaalı işlemin varlığını saptayan bir belge olarak nitelendirilmesine olanak bulunmadığı gibi yazılı delil başlangıcı olarak da değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nerenle HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy