(818 S. K. m. 390) (4721 S. K. m. 3)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1441 parseldeki apartmanın 150/22965 arsa paylı D kapısı 97 nolu dairesinin ½ payına sahip olduğunu, bu yerin, davalıya vekil aracılığıyla temlik edildiğini, davalının bedel ödemediğini, kendisinin dolandırıldığını ileri sürerek iptal ve tescil istemiştir.
Davalı taşınmazı bedelini ödeyip satınaldığını, iddianın yazılı delille ispatlanması gerektiğini ve ispat külfetinin davacıda olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, davalı adına olan kaydın iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmekle duruşma günü olarak saptanan 29.4.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat İmral Eren ile temyiz edilen Mesude Ö. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Satılmış Altıngöz tarafından düzenlenen rapor okundu. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, sahtecilik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali-tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davada ileri sürülen vakıalar gözetildiğinde davaya konu olayda sahteciliğe dair bir husus ileri sürülmediği gibi satış akdinde kullanılan belgelerin sahte olduğuna ilişkin dosyada bir bilgi ve belge mevcut değildir. Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Dosya içeriğinden çekişmeye konu pay devrinin vekaleten yapıldığı, davacının vekil ettiği dava dışı Samsun K.'ya verdiği vekaletle davaya konu 1441 parseldeki 150/22965 arsa paylı D kapısı 97 nolu meskenin ½ payını davalıya 16.7.2001 tarihinde satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle, vekalet akdinin kötüye kullanıldığından söz edilebilmesi için vekilin, vekil edenin iradesine aykırı biçimde vekalet konusu şey üzerinde tasarrufta bulunması, bu işlemin vekil edenin zararına yol açması ve vekil ile işlem yapan kimsenin de bu zararlandırıcı eyleme bilerek ve isteyerek katılması gerekir.
Somut olayda, davacının çekişmeli taşınmazdaki yarı payını devir iradesinin bulunduğu dosya içeriğiyle sabittir. Dosyadaki 13.7.2001 tarihli ve imzası davacı tarafından inkar edilmeyen belgeden de davacının söz konusu pay temlikini gerçekleştirmek üzere vekaletname verdiği ve bedel olarakda onbin doları aldığı görülmektedir. Öte yandan, davaya konu payın akit değeriyle, davacıya ödenen para karşılığının uyumlu olduğu bilirkişi raporuyla saptanmıştır. Ayrıca, temlik öncesi teminat aracılığıyla verildiği anlaşılan 13.7.2001 tanzim tarihli onbin Amerikan doları yazılı senedinde tahsile konmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davacının verdiği vekaletin kendisini zararlandırma amacıyla kullanılmadığı ve davada ileri sürülen hukuki sebeplerin kanıtlanamadığı düşünülerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy