(4721 S. K. m. 2, 3) (818 S. K. m. 386, 390)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, akrabaları ve davalı tarafından "sana yeni nüfus cüzdanı çıkartacağız ve eskiden sattığın yerin tapu işlemlerini yapacağız" diyerek kendisini kandırdıklarını, sağlık raporu bile alınmadan vekaletname düzenlenip, eskiden sattığı dava dışı taşınmaz ile birlikte dava konusu 154 parsel sayılı taşınmazın satışının yapıldığını;davalı adına yapılan temlikin hileye davalı olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, noterin davacıya satışları açıklayarak ve ehliyeti tespit ederek vekaletname düzenlediğini, bu vekaletname ile kendisine 154 parsel sayılı dava konusu taşınmazın temlik edildiğini, davacıya satış bedelini ödediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın subut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Dava, dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileriye sürülüş biçiminden; davacının hileye düşürülerek alınan vekaletname ile çekişmeli taşınmazın temlik edildiğini, böylece vekalet görevinin kötüye kullanıldığını iddia ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, sadece ehliyetsizlik hususu üzerinde durulmuş ve davacının ehliyetli olduğundan söz edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy