(4721 S. K. m. 14, 403)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar anneleri Ayşe G.'nın yaşlı olup, uzun zamandır Alzhemr hastalığı nedeniyle tedavi gördüğünü, bu nedenle hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığını, ancak bu halde iken gelinine verdiği vekaletname aracılığıyla 893 ada 1 parsel sayılı taşınmazı davalı oğluna temlik ettiğini, anneleri Ayşe'nin taşınmazın satımı için verilen vekaletname ve taşınmazın satımından haberdar olmasının mümkün olmadığını bildirerek iptal ve Ayşe G. adına tescilini istemişlerdir.
Davalı, davacıların tapu maliki olmadığı, bu davayı açma sıfatlarının bulunmadığı, ancak sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmediği takdirde vasi tayini için açılan davanın sonucunun beklenmesini, dava konusu yeri 10 yıl önce haricen satın alarak üzerine iyi niyetle bina yaptığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, vekalet veren tapu malikinin vekaletnamenin düzenlediği tarihte hukuki ehliyete haiz olmadığı, bu vekaletnameye istinaden yapılan devir işleminin de hukuken geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, ehliyetsizlik iddiası sabit görülerek dava kabul edilmiştir.
Ancak, davacılar ehliyetsiz kişiye izafeten eldeki davayı açmışlarsa da adı geçene bilahare Avukat Hatice Şenay A.'nın vasi tayin edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu davanın vasi tarafından açılıp yürütülmesi zorunludur. Ne var ki, yargılama aşamasında mahcur vesayet altına alındığına göre vasinin davada yer alması gereklidir.
Hal böyle olunca, vasi Hatice Şenay A.'nın davada yer almasının sağlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere eksik taraf huzuruyla hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.02.2003 tarihinde sonuçta oybirliği ile gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacılar Fatma, Hatice ve Azime tarafından davalı kardeşleri Veli, Can G. aleyhine açılan davada, dava dışı anneleri Ayşe G.'dan alınan vekaletle Urla ilçesi 893 ada 1 parsel nolu taşınmazın davalıya devrinin sağlandığı oysa gerek vekaletnamenin düzenlendiği gerekse devir işleminin yapıldığı tarihte tapu maliki anneleri Ayşe'nin hukuki ehliyeti bulunmadığı belirtilerek tapunun iptali ile dava dışı Ayşe adına tescili istenmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda bu istemin kabulüne karar verilmiş, davalının temyizi üzerine Yüksek Daire çoğunluğu tarafından dava dışı Ayşe'ye davanın devamı sırasında vasi atandığını, vasinin davada yer alması sağlandıktan sonra karar verilmesi gerektiği eksik taraf huzuru ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı belirtilerek yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Kararın bozulması gerekmekte ise de aşağıda açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım. Bilindiği gibi, taraf ehliyeti dava şartlarından olup, mahkemece kendiliğinden gözetilip ve mevcut değilse esasa girilmeden dava bu nedenle reddedilir. HUMK. nun 38.maddesi taraf ehliyetinin Medeni Yasa ile belirleneceğini açıklamıştır. Medeni Yasanın 8. maddesine göre her insanın hak ehliyeti vardır. Bunun sonucu olarak da medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan herkes davada taraf sıfatını alabilir.
Dava ehliyeti ise taraf ehliyeti ile yakın ilişkisi bulunmasına karşın ayrı bir hukuki kavram olup kişinin kendisinin ya da yetkili kılacağı bir temsilcisinin aracılığı ile davayı takip etme ve usul işlemleri yapabilme ehliyetidir. Bunun içinde medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmak gerekir. Taraf ehliyeti olmasına rağmen bu kişinin dava ehliyeti yoksa bu eksikliğin dava içerisinde giderilmesi mümkündür. Örneğin kendisine vasi tayin edilen birisi vasiden habersiz dava açtığı takdirde vasinin gelip bu davaya onay vermesi mümkündür. Fakat taraf ehliyeti olmayan kişinin açtığı bu davada (olayımızda olduğu gibi) hem dava dışı kişiyi davaya sokarak taraf haline getirmek hem de dava ehliyeti bulunmadığından vasiyi davaya katıp nizayı çözümlemek mümkün değildir. Yukarıda da açıklandığı gibi vasinin davaya katılımı davacının taraf ehliyetini alıp, dava ehliyetinin olmaması halinde mümkündür.
Yüksek Daire çoğunluğu davada taraf olmayan kişinin vasisinin davaya katılması gerektiğini söylerken aynı zamanda taraf değişikliği de yapılarak davacıların yerine üçüncü bir kişi davaya katılmış olmaktadır.
Açılmış bir davada davacı sıfatı, yani taraf ehliyeti bulunmayan ancak medeni hakları kullanma ehliyeti olan, yani dava ehliyeti olan kişinin davaya dahil edilmesi ile taraf ve dava ehliyeti olmayan kişinin taraf olarak kendisinin temsilcisi olarak vasisinin katılması arasında hiçbir fark yoktur. Bunun sonucu olarak bir kişinin başkasının yararlarını korumak için hiç ilgisi yok iken davaya ilgili kişinin gelip katılması gibi bir sonuç doğar ki bu da HUMK.'ya göre mümkün değildir. Aynı zamanda ıslah yolu ile dahi taraf değiştirilemeyeceği ilkesine de aykırıdır.
Olayımızda, davacıların kendilerini taraf göstererek açtıkları davada ehliyetsiz olduğu halde işlem yapan kişinin anaları olması sonuca etkili değildir ve taraf değişikliğini gerektirmemektedir. Dava ekonomisi yönünden de olaya yaklaşmak mümkün değildir. Çünkü bozulan bu karar doğrultusunda vasinin davaya katılımını sağlamak yeniden yargılama yapmak, tebligatlar çıkarmakla tayin edilmiş olan vasinin doğrudan dava açması arasında dava ekonomisi bakımından bir farklılık bulunmamaktadır.
Ayrıca, vasi tayin edilen kişinin de davacılarla hiçbir ilgisi yoktur.
Tüm açıklanan nedenlerle hiçbir inceleme yapmaksızın dava şartı olan taraf ehliyetine sahip olmayan davacıların davasının reddi nedeniyle yerel mahkeme kararının bozulması gerekmekte olup, gerekçesi itibari ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy