(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Taraflar arasında görülen davada: Davacılar, murisleri ölmeden önce bir kısım taşınmazlarını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya devrettiğini belirterek tapunun iptali ile mirasçılar adına tescili isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, temyiz üzerine karar Dairece dava konusu taşınmazların elbirliği halinde ve mülkiyete konu olduğu dava dışı ortakların bulunduğu, iştirakin sağlanması ile davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Karar: Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazların davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile temlik edildiği de görülmektedir.
Bilindiği üzere Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B. K.m.511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (B. K.m.514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (B. K.m.18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda, yukarıda değinilen ilke ve olguları kapsar biçimde inceleme ve araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Eksik soruşturma ile hüküm kurulamaz.
Sonuç: Hal böyle olunca, soruşturmanın tamamlanması, toplanan delillerin irdelenmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 15.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy