(4721 S. K. m. 683, 737) (1086 S. K. m. 375)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden malik olduğu 247 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu bölgede davalı idareler tarafından işletilen taş ocaklarından çıkan tozların taşınmazını tarım yapılamaz ve kullanılamaz hale getirdiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesi, tazminat olmadığı takdirde bedeli karşılığı taşınmazın davalı yana tescilini istemiştir.
Davalılar, zarar vermediklerini, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı Büyükşehir Belediyesi yönünden davanın kısmen kabulü ile tazminata hükmedilmiş diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı Belediye tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi, tazminat, olmadığı takdirde belirlenecek bedel karşılığı taşınmazın davalı adına tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalı Belediye hakkındaki davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde " bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir" hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillere göre davacı taşınmazına davalıların ne oranda zarar verdikleri saptanmadığı gibi zararı giderici önlemler hususunda da bilirkişilerden açıklayıcı rapor alınmış değildir. Ayrıca davacı taşınmazının meydana gelen zarar nedeniyle kullanılamayacak hale gelip gelmediği, kullanamayacak durumda ise taşınmazın bedeli karşılığı, iptal ve tescil isteği yönünden de bir araştırma yapılmamıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler gözetilmek suretiyle 3 kişilik uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılarak alınacak önlemlerin saptanması, zararın önlemlerle giderilmesinin mümkün olmadığının belirlenmesi halinde istek gibi taşınmazın bedeli karşılığı davalı adına tesciline karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy