(4721 S. K. m. 691) (743 S. K. m. 624) (818 S. K. m. 38, 248)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, 15 parsel sayılı taşınmaza paylı mülkiyetle sahip olduklarını, pay ve paydaş çoğunluğu sağlanmadan taşınmazın davalılara kiralanmış olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemişlerdir. Davalılar, usule uygun kira ilişkisi olduğu savunmasında bulunarak, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, kira sözleşmesine değer verilerek davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava dışı Y.. ile davacılar ve taşınmazı davalılara kiralayan B.'ın paylı mülkiyet üzere taşınmazın maliki oldukları, buna rağmen paydaş B.'ın davalılarla yaptığı kira sözleşmesi uyarınca çekişmeli taşınmazı davalıların kullandıkları diğer paydaşların akde icazet vermedikleri, aksine yapılan aktin geçersiz olduğu ve davalıların fuzuli şagil durumunda bulundukları iddiasıyla taşınmazı terketmeleri yolunda davacılara ihtar çektikleri anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun 624. maddesinin son bendi (yeni 691/1.md.); müşterek mülkiyette mühim olan idari tasarrufların hüküm ifade edebilmesini; pay ve paydaş çoğunluğu ile gerçekleştirilmiş olması koşuluna bağlamıştır. 27.11.1946 tarih 28/15 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının ilk bendinde ifade edildiği üzere, müşterek mülkün kiraya verilmesi önemli idari tasarruflardandır. Değinilen yasal düzenleme ve yargısal uygulamaya göre pay ve paydaş çoğunluğuna dayanmayan kira sözleşmelerine geçerlilik tanımak olanağı yoktur.
Kira sözleşmesinde yer almayan paydaş ya da paydaşların Borçlar Kanununun 248. maddesinde yazılı olan ve kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedelden paylarına düşen miktarı sonradan aldıklarının anlaşılması durumunda anılan Kanunun 38. maddesi uyarınca sözleşmeye icazetin gerçekleşebileceği kuşkusuzdur.
Gerek öğretide ve gerekse istikrar kazanmış yargısal uygulamalarla kabul edilen bu düzenlemeler gözardı edilerek yasal olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olmasında isabet bulunmamaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.02.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)