(4721 S. K. m. 706) (2644 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, ortak murisleri Rıfat T.'in maliki bulunduğu 597 parsel sayılı taşınmazı diğer mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla davalıya satış göstererek devrettiğini, murisin mal satmaya ihtiyacı olmadığı gibi işlem için gösterilen değer ile gerçek değer arasında çok büyük fark bulunduğunu ileri sürüp tapu kaydının iptali ile murisin terekesine iadesini ve payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.
Davalı, resmi işlemin aksinin resmi belge ile ispat edilmesi gerektiğini, taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, murise ölünceye kadar kendisinin baktığını, murisin tasarruf nisabını aşmadığını ileri sürüp davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, muris ile davalı arasındaki satış akdinin aksinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; miras bırakanın 597 parsel sayılı taşınmazı davalı oğluna iki ayrı sözleşme ile satış suretiyle temlik ettiği, davalının dışında davacılar ve dava dışı bir mirasçısının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Butlan sonucunu doğuran genelde muvazaa özelde muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak ileri sürülen iddiaların her türlü kanıtla ispatı mümkündür.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkelere göre araştırma yapılıp delillerin toplanıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy