(1086 S. K. m. 186) (4721 S. K. m. 716) (YİBK 1.4 1974 1974/1 E 1974/2 K)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları Fehmi'nin çekişmeli taşınmazların bedelini ödeyerek davalılar adına tescil edildiğini, işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürüp payları oranında iptal ve tescilini, muris adına kayıtlı otomobilinde hisseleri oranında aidiyetini talep etmişlerdir.
Davalılar, taşınmazların 3. kişilerden alındığını, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 20 parsel sayılı taşınmazdaki muris tarafından davalı Sevinç'e temlik edilen bağımsız bölümün 3. kişilere temlik edildiği, diğer taşınmazlarında 3. kişilerden davalılara temlik edildiği, otomobilin muris adına kayıtlı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeye konu edilen 4-8-24 ve 154 parsel sayılı taşınmazların öncesinin miras bırakanla ilgisinin bulunmadığı 3. kişilerin satışı ile yahut kooperatif pay devri ile davalılar adına intikal ettiği anlaşıldığından sözü edilen taşınmazlar yönünden 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığından bu taşınmaz bakımından davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, 20 parsel sayılı taşınmazda 1/5 paya bağlantılı bağımsız bölüm miras bırakanın iken 29.12.1982 tarihinde davalı Sevinç'e onunda 14.9.1998 tarihinde yargılama devam ederken dava dışı Cem'e devrettiği anlaşılmaktadır. Koşulları bulunduğunun anlaşılması halinde sözü edilen taşınmaz bakımından muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davanın dinlenme olanağı bulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş HUMK.'nun 186.maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.
Kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı, sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Öte yandan, Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, öncelikle taşınmazın yargılama sırasında 3. kişiye temliki gözetilerek HUMK.'nun 186. maddesinin olayda uygulanması, sonra yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle muvazaa olgusu yönünden araştırma yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy