(4721 S. K. m. 2, 688, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 32 parsel sayılı taşınmazda, satın aldığı kişinin gösterdiği kısmı imar ettiğini, ancak davalının kullanımına engel olmak ve zorla bu bölümden kendisini çıkarmak suretiyle taşınmazına elattığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmazda paydaş olduğunu, paydaşlar arasında yapılan harici taksim ile 6 nolu özel parselin babasına, onun ölümüyle kendisi ve kardeşlerine kaldığını, davacının ise 5 nolu özel parseli satın aldığını, davacının kendi 6 nolu özel parseline tecavüz ettiğini, kendisinin ise 5 nolu özel parsele elatmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 32 parsel sayılı taşınmazda toplam 167 m2 yeri olan davalının, davacıya satış yoluyla teslim edilen 350 m2 lik yerde olmak üzere toplam 795.80 m2 yer kullandığı ve davacının faydalanmasına engel olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile paya vaki elatmanın önlenmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Dava, paydaşın paydaş aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini herzaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M. K.nun 706, B. K.nun 213, T. K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M. K.nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır. O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M. K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden tarafların paydaş oldukları taşınmazda kendilerinden başka paydaşlarında bulunduğu taşınmaz üzerinde tüm paydaşları bağlayan özel parselasyona dayalı yahut fiilen eylemli bir kullanma biçiminin oluşmadığı, çekişmeli parselde davacının da kullandığı yer bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu da söylenemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 4.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy