(6831 S. K. m. 2/B)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı adına kayıtlı 1226 parsel sayılı taşınmazın orman sınırları içinde iken 6831 Sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığını, davalı adına olan tapunun hukuki değeri bulunmadığını ileri sürüp tapu kaydının iptali ile hazine adına tescilini istemiştir.
Davalı, duruşmalara katılmamış, yanıt da vermemiştir.
Mahkemece, taşınmazın tamamının maki tefrik haritası kapsamında kaldığı, taşınmazın öncesinin ve halihazır durumunun ormanla ilgisinin bulunmadığı, 6831 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince fiili durumu itibariyle orman sayılmayan yerlerden olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı İdareler vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine vekili, dava konusu taşınmazın öncesinin orman olduğunu, Hazine yararına orman dışına çıkarıldığını, ancak taşınmazın orman içinde iken kişiler üzerine yazılıp, daha sonra da davalıya temlik edildiğini, oluşan tapu kaydının hukuki değerinin bulunmadığını ileri sürerek iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişilerin raporları dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiştir.
Davada ileri sürülen isteğin özünde, maki tefrik komisyonunun yaptığı işlemle çekişmeli taşınmazın niteliğinin devletin hüküm ve tasarrufundaki yer olduğu iddiasının da bulunduğu kabul edilmelidir. Bilindiği üzere hazinece devletin hüküm ve tasarrufundaki yerdir iddiası ile açılan davalarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin dikkate alınmayacağı kararlılık kazanmış, yargısal uygulamada benimsenmiştir. Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre; çekişme konusu taşınmazın bulunduğu yerde ilk orman tahdidi 3116 sayılı yasaya göre 1949 yılında yapılmış, nizalı taşınmaz orman sınırları içinde kalmıştır.1952 yılında yapılan maki tefrik işleminde bu yerin makilik olarak ayrılan sahada kaldığı, tapulamaca da 1967 yılında senetsizden tespit ve tescil edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, taşınmazın makilik olarak tefrik edildiği 1952 yılından kadastro tespitinin yapıldığı 1967 ye kadar 20 yıllık zilyetlikle mülk edinme süresinin dolmadığı açıktır.
Hal böyle olunca, davalı yararına kazandırıcı zaman aşımı yoluyla mülk edinme koşullarının oluşmadığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy