(1086 S. K. m.237)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 473 ada 63 parsel hakkında Espiye Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen 1994/64 esas-1998/17 karar sayılı taksim davası sonucu hükmen 11 adet parsele taksim edildiğini, davalı dışındaki paydaşlara isabet eden 148-149-150 ve 151 parselleri satın aldığını; davalıya da 141-142-143-144-145 146 ve 147 parsellerin düştüğünü; taksim davasının keşfinde bilirkişinin 63 parselin miktarını 17.167.05 m2 olarak ölçtüğünü ve tapuda 16.158 m2 olan taşınmaz için 979.05 m2 lik bir fazlalık meydana geldiğini; bu fazlalığın kendisine ait komşu 59 parselden alınıp 63 parsele katıldığını ve taksimin 17167.05 m2 üzerinden yapılıp, davalı lehine bir durum oluşturulduğunu belirterek davalı adına kayıtlı olan 141-142-143-144-145-146-147 parsellerin tapularının iptaliyle 63 parselin eski hale getirilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, bu konuda kesin hüküm bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptali ve tescil eski hale getirme isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm varlığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikata) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıylada kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar. Somut olaya gelince;mahkemece kesin hüküm olarak nitelendirilen kararlardan ilki kadastral 63 parselle ilgili açılan ve kabulle sonuçlanan şufalı payın iptali davası diğeri ise, aynı parsele dair paydaşlar arasında görülen ve aynen taksimle sonuçlanan paydaşlığın giderilmesi davaları sonucu verilen kararlara ilişkindir. Oysa, eldeki dava davacıya ait 59 parselin bir kısmının davacının taraf olmadığı taksim davasına konu edilen ve taksim sonucu oluşan ve davalıya bırakılan yeni parseller içerisinde kalan bölümlerin tapularının iptali isteği ve iddiasına yöneliktir. Davacının, bu isteği ve iddiası karşısında yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde kesin hükmün varlığından söz edilemeyeceği açıktır.
Sonuç: Hal böyle olunca, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delilleri toplanıp gerekli araştırma, inceleme ve uygulama yapılarak işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere kesin hükmün varlığından bahisle davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy