(1086 S. K. m.376, 381, 386, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, birleştirilerek görülen davalarda, mülkiyeti İdareye ait 8 parsel sayılı taşınmaz üzerine davalıların bina yapmak suretiyle el attıklarını ileri sürüp, davalıların el atmasının önlenmesi, inşaatların yıkım ve davalılardan Ö. L. G.'den 1995 yılından geriye doğru 5 yıllık 100.486.793 TL. ecrimisil istemiş, daha sonra Z. S., M. K. ve A. ç. hakkındaki davaları takipsiz bırakmıştır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, bilirkişi rapor ve krokisine dayanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalılar H. K. ve L. G. mirasçısı vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi S. A.'nın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK'nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte ( tam olarak )yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK'nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan etini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK'nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararda birleştirilen 1996-826 esas sayılı ecrimisil davası konusunda bir hüküm kurulmazken, gerekçeli kararda ecrimisile de hükmedilerek çelişki yaratılmıştır. Değinilen ilke ve yasa hükümleri göz ardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy