(1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu taşınmazın kendisine ait olduğunu, dava dışı kişinin borcuna kefil olması nedeniyle hakkında icra takibi başlatıldığını, alacaklının davalı Refik T. ve R... Tekstil Ürünleri Sanayi ve Ticaret Şirketine alacağı temlik ettiğini, bu arada menfi tespit davası açarak bu davalılara borçlu olmadığına ilişkin karar aldığını, ancak icra takibi kesinleştirilerek taşınmazın alacaklarına karşılık anılan davalılara ihale edildiğini, ancak muvazaalı biçimde diğer davalı V... Tekstil Üretim Pazarlama Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine temlik edildiğini ileri sürüp, iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar Dairece, "tapu iptal ve tescil davalarının kayıt malikleri aleyhine açılacağı ve kamulaştırma nedeniyle malik olan Üniversite aleyhinde açılacak bir ayın davasının dinlenemeyeceği, bu durumda isteğin kamulaştırma öncesi mülkiyetin tespitine dönüştüğünün kabul edilerek bu hususta inceleme yapılmak suretiyle gerçek hak sahibinin belirlenmesi"gerektiğine işaret edilerek bozulmuş, hükmüne uyulan bozma ilamı gereğince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Vip Şirketi tarafından duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte ( tam olarak ) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Mahkemece, kısa kararda "muvazaa nedeniyle davalı V... Şirketi adına geçen 11 nolu parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline" gerekçeli kararda ise, "11 parsel taşınmazın kamulaştırma öncesi malikinin davacı olduğunun tespitine" karar verilmiştir.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2002 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy