(818 S. K. m. 18, 213) (4721 S. K. m. 2, 706)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Hatice M.'nin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla dava konusu 24 parsel sayılı taşınmazdaki 9 nolu bağımsız bölümünün intifa hakkını üzerinde bırakıp, çıplak mülkiyetini kızı olan davalıya satış yoluyla muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek, iptal ve miras payları oranında tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, satışın gerçek olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın yaptığı temliki işlemin muvazaalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1.7.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat Mahmut Ünal ile temyiz edilen vekili Avukat İlker Evren geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi A. Sevil Çalıkoğlu tarafından düzenlenen rapor okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; dosya içeriği ve toplanan delillerden ortak miras bırakan Hatice'nin dava konusu 24 parseldeki 9 nolu bağımsız bölümü, 24.10.1973 tarihinde intifa hakkını üstünde tutup, çıplak mülkiyetini 185.000 TL. bedelle davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Miras bırakanın varlıklı bir kimse olduğu, satışa ihtiyacı olmadığı, temlikin bedelsiz yapıldığı, bu yoldaki trampa savunmasının kayıtla doğrulanmadığı, taşınmazın satış bedeli ile keşfen saptanan gerçek değer arasında aşırı fark bulunduğu, dosya içeriği ile sabittir.
Toplanan deliller ve belirlenen bu olgular, yukarda belirtilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan tarafından davalıya yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddedilmesi doğru değildir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H. U:M. K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 275.000.000 TL. duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 1.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy