(4721 S. K. m. 640, 701, 702)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, muris Ali oğlu Ömer A.'nın mirasçılarının 31.12.1945 tarihli veraset belgesiyle saptanarak taşınmazlarının intikallerinin yapıldığını, oysa intikale esas veraset ilamının 1993/719 esas-2000/192 karar sayılı hasımlı ilamla iptal edildiğini ileri sürerek davalı adına olan ve yolsuz tescil durumuna düşen tapu kayıtlarındaki payların iptali ve mevcut verasete göre tescilini istemiştir.
Davalı, hak düşürücü süre ve kesin hükümden bahisle davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, davalı adına olan kaydın 1993/719 esas-2000/192 karar sayılı veraset ilamına göre isimleri yazılı olan mirasçıları adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı Ömer A. vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, murisi Topal Hacıoğlu Hasan Y.'nın ölümünden sonra alınan ve intikale esas teşkil eden 31.12.1945 tarih ve 529 esas 413 karar sayılı veraset belgesinde, davalının da mirasçı olarak yer alması nedeniyle tapuda intikallerin yapıldığını, ne var ki, değinilen veraset belgesinin 1993/719 esas ve 2000/192 karar sayılı hasımlı ilamla iptal edilerek murisin mirasçılarının belirlendiğini, davalının ise mirasçı olmadığı kesinleştiğinden davalı adına olan kayıtların iptali ve hasımlı veraset ilamına göre mirasçılar adına payları oranında tescilini istemiştir. Müdahil davacı feride de aynı talebi tekrarlamıştır.
Davalı, mirasçılardan Hayri Ö.'ün daha önce aynı nedene dayanarak açtığı davanın reddedilerek kesinleştiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, davalı adına olan kayıtların 1993/719 esas ve 2000/192 karar sayılı ilamda isimleri yazılı mirasçılar adına tesciline karar verilmiştir.
Dosya içeriği, toplanan deliller ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davacının miras bırakanından gelen hakkına dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Mirasçılardan Hayri Ö.'ün açmış olduğu davada verilen kararın Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiği görülmektedir. Ayrıca, dosyadaki tebligatların incelenmesinden; mirasçılardan Mehmet Ö., Emine Ö., Mecit A. ve Mehmet T.'in davadan önce ölü oldukları belirlenmiştir. Esasen, hükme alınan veraset belgesinde 78 mirasçının adı yazılı iken dahili dava dilekçesinde 63 kişiye husumet yöneltilmiştir. Ölen ara murislerin mirasçılarına husumet tevcih edilmemiştir. Davada, elbirliği halinde ( iştirak halinde ) mülkiyetin söz konusu olduğu açıktır.
Bilindiği üzere; elbirliği ( İştirak ) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. M. K.nun 701-703 maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin ( ortaklığın ) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, M. K.nun 701 maddesinde ( ... Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. ) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği ( İştirak ) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin ) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. M. K.nun 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, Ne var ki davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. ( 11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Medeni Kanunun 702/4 maddesinde de ".... ortaklardan herbiri, topluluğa giren hakların korunmasına sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda, elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortaklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine M. K.nun 640. mad. uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına 23.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy