(4721 S. K. m. 2, 688, 706) (818 S. K. m. 213)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalının haklı olmadığı halde kendisinin de paydaş olduğu 101, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110 ve 111 parsel sayılı taşınmazlara elatıp kısmen kulandığını ileri sürerek müdahalesinin önlenmesini istemiştir.
Davalı, yargılamaya katılmamış, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, davalının 103, 104, 105 parsellere kısmen elattığının sabit olduğu gerekçesiyle bu parseller yönünden davanın kabulüne, diğer parseller yönünden reddine karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Hüseyin Çelik'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenilmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davalının taşınmazlarla kayden ilgisi bulunmadığı ve 103, 104, 105 parsellere elattığının sabit olduğu, diğer parsellere elatığının ispatlanmadığı gerekçesiyle 103, 104, 105, parseller yönünden davanın kabulüne, diğer parseller yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden çekişmeli 103, 104, 105, parsellerde davacı ile birlikte davalının da kök murisi Elife'den gelen miras hakkı nedeniyle paydaş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasındaki çekişmenin paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi hukuksal nedenine dayalı olduğunun kabulü gerekir.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atamadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ahleyhine alatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş, Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli merciilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M. K.nun 706, B. K.nun 213, T. K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M. K.nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M. K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgular gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere davanın kısmen kabulü doğru değildir. Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile HUMK.'nun 428.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 6.2.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy