(4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 24, 25, 26, 28/1)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 4199 parsel sayılı taşınmazın 3, 4, 5, ve 8 nolu bağımsız bölümünün gerçekte ölünceye dek bakma şartı ile davalılara temlik edildiğini, ancak davalıların bakım borcunu yerine getirmediğini ileri sürerek iptal tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar Gül, Gülşen ve Gülüzar, taşınmazları ölünceyedek bakım karşılığı aldıklarını, ancak kolaylık açısından işlemin tapuda satış gösterildiğini bildirerek davayı kabul etmişlerdir. Diğer davalı ise, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı Yavuz'a karşı açılan davanın, temliki işlemin bağış olduğuna dair yazılı delil olmadığından reddine, diğer davalılara karşı açılan davanın da kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Hülya Gerçeker'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada hile ve hata hukuksal nedenine dayanılarak tapu iptal ve tescil isteğinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davayı kabul edenler yönünden iptal-tescile hükmedilmiş, davalı Yavuz yönünden ise yazılı delil bulunmadığından söz edilerek dava reddedilmiştir.
Bilindiği üzere; Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Subjektif unsur), hemde iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeterki hatanın ileri sürülmesi B. K.nun 25.ve M. K.nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki B. K.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmiyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir.
Hile ise genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B. K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hata ve hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hata ve hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; davacı tarafından aslında ölünceye dek bakma akti yapmak istediğini ancak taşınmazın satış yoluyla davalılara temlik edildiğini ileri sürmüş, bu iddia bir kısım davalılar tarafından kabul edilmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma yapılıp, deliller toplanıp değerlendirildikten sonra hüküm kurulması gerekirken yazılı delil bulunmadığından söz edilerek davalı Yavuz yönünden davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan sebeplerle HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.6.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy