(818 S. K. m. 28, 31)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, yeğeni olan davalı ile aralarında yaptıkları rızai anlaşma gereği, kendi taşınmazından 27 dönümü Hasan'a devretmesi davalının da kendisine başka yerden aynı miktarda taşınmazı temlik etmesi öngörüldüğü halde, hesap hatası sonucu kendisine sadece 7 dönem verildiğini ileri sürüp davalı adına kayıtlı 9 parselin iptal ve tescilini istemiş, keşifteki beyanında ise 32 ve 34 parsellerdeki davalı paylarından, iptal ve tescil isteğini dile getirmiştir.
Davalı; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacı iddiası sabit görülerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 23.9.2003 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili ile temyiz edilen vekili geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davacının davada hata-hile hukuksal nedenine dayandığı sonucuna varılmaktadır.
Bilindiği üzere; Hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; davacı devrettiği taşınmaz hisseleri karşılığı tarafların iştirak halinde maliki bulundukları taşınmazlardan kendisine pay verilmesinin gerekli olduğunu ancak bu payların eksik verildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bu durumda davacının hata ve hileye düşürüldüğünü en geç iştirakin bozulması ve intikallerin yapıldığı 13.9.2000 tarihinde öğrendiği, iradesini bozan sebeplere bu tarihte ıttıla kesettiği kabul edilmelidir.
Dava, 15.10.2002 tarihinde açıldığına göre Borçlar Kanununun 31. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.09.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy