(743 S. K. m. 629, 630, 631) (1086 S. K. m. 186)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı hazine, davalı adına kayıtlı 476 nolu parselin yaklaşık 80 m2 lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürüp, bu kısmın tapu kaydının iptali ile tescil harici bırakılmasını, elatmanın önlenmesini ve buradaki muhtesatın yıkımını istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın Dairece "3621 Sayılı Yasaya göre inceleme yapılması gerektiği" gerekçesiyle bozulması üzerine, bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı iddiasına dayalı tapu iptali, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre dava konusu 476 parsel sayılı taşınmazın 29.12.1998 tarihinde dava dışı Nazire T.'a hükümden önce kayden devredildiği, yeni malik HUMK.'nun 186. maddesi uyarınca davaya dahil edilmeden hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HUMK.'nun 186. maddesinde de dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu ( müddeabihi ) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.
Kendiliğinden ( re'sen ) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulması, sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Somut olaya gelince, dava konusu taşınmaz dava devam ederken dava dışı üçüncü kişiye devredildiği halde yukarıda belirtilen ilke ve olgulara uyulmadan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. HUMK.'nun 186. maddesinin açık kuralları gözönünde bulundurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. İştirak halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
M. K.nun 629-631. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin ( ortaklığın ) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, M. K.nun 629. maddesinde "... ortaklardan herbirinin hakkının o eşya bütününe yaygın olacağı.." biçiminde açıklanmıştır. İştirak halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya iştirak halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin ) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. M. K.nun 630/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, Ne var ki davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. ( 11.10.1982 tarih 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ) Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, iştirak halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortaklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine M. K.nun 581. madde uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacı ve dahili davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, bozma nedenine göre şimdilik öteki hususların incelenmesine yer olmadığına 3.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy