(1086 S. K. m. 376, 381, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, ortak miras bırakan babasının 21 parça taşınmazındaki paylarını, davalının kendisine bakacağı vaadi ile bağışlamak istediğini, ancak tenkise tabi tutulacağı düşüncesiyle satış şeklinde davalıya temlik ettiğini ileri sürerek tapu iptali ile 1/3 payı oranında adına tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu taşınmazları ölünceye kadar bakma şartıyla, murise baktığı için 16 yıllık emeğinin karşılığı olarak aldığını, murisin bakıma muhtaç olduğunu, annesinin ölümünden sonra sadece kendisinin bakıp gözettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının dava konusu taşınmazları ölünceye kadar bakma şartıyla aldığını beyan etmesi ve murisin satıma ihtiyacı olmamasına göre, 21 adet taşınmazın diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla miras bırakan tarafından davalı oğluna muvazaalı olarak temlik edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, dosya incelendi. gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK.nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte ( tam olarak ) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada söz konusu yasanın 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde HUMK.nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Mahkemece, kısa kararda " dava konusu parsellerin davalı adına oluşan 1/3 hissesinin iptali ile muris Mustafa Ç. adına tapuya tesciline.." gerekçeli kararda ise " dava konusu parsellerde davalı adına oluşan tapunun iptali ile tapu kayıtlarındaki hisse oranında muris Seyit Osman oğlu Mehmet Ç. adına tapuya kayıt ve tesciline" denmek suretiyle kısa kararda gerekçeli karar çelişkisi yaratılmıştır.
Sonuç: Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir. Hal böyle olunca, hükmün 10.4.1992 gün, 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.7.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy