(4721 S. K. m. 3, 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı,1716 ve 3796 parsel sayılı taşınmazların, miras bırakanı adına kayıtlı iken, davalının yasal mirasçı olmamasına rağmen, nüfus kaydındaki eksiklikten yararlanarak aldığı veraset ilamı ile taşınmazları davalıya temlik ettiğini, davalının da iyiniyetli olmadığını, miras bırakanın evlatlığı olarak tek mirasçısı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, iyiniyetli olduğunu, bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının iyiniyetli olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, tetkik hakimi raporu okundu, pul olmadığından duruşma iteği reddedilerek düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, ketmi verese iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden çekişmeye konu taşınmazın kayden miras bırakan Nuh'a aitken, onun ölümü ile dava dışı Hüseyin tarafından ibraz edilen veraset belgesine dayalı olarak önce bu kişi adına intikalinin sağlandığı, daha sonra da Hüseyin'in satışı ile davalı adına sicil oluştuğu anlaşılmaktadır.
Oysa davacının 6.1.1960 tarihli olup, miras bırakanla evlatlık ilişkisinin kurulmasına izin verilmesine dair mahkeme kararı gereği yapılan 13.1.1960 tarihli sözleşme ile evlatlık ilişkisinin kurulduğu, ne var ki, keyfiyetin nüfus siciline yansıtılmadığı sabittir. Nitekim davada mevcut A Sulh Hukuk Mahkemesinin 8.6.1994 tarih,1994/129 karar sayılı hükmü ile davacının miras bırakanla evlatlık ilişkisine dayalı olarak tek mirasçı sıfatı belirlenmiştir. Bu hususlar mahkemenin de kabulündedir. Bu durumda, dava dışı Hüseyin adına yapılan intikalin yolsuz tescile dayalı bulunduğu tartışmasızdır.
Davacı ile davalının aynı köyde kişiler oldukları, önceden mevcut evlatlık ilişkisini bilebilecek konumda olduğu da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalının iyiniyet savunmasına geçerlik tanınması bu bakımdan mümkün değildir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, dosya içeriğine uygun düşmeyecek şekilde davalının iyiniyetinden söz edilerek davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 13.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy