(1086 S. K. m. 74, 76, 159, 163, 409)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 6 ve 50 parsel sayılı taşınmazları 26.7.1999 tarihinde düşük bedellerle eski eşi olan davalıya sattığını, o dönemde hasta ve bakıma muhtaç olduğunu davalının güç durumda olmasından faydalandığını ve davalının taşınmazları dava dışı kişiye yüksek bedelle sattığını ileri sürerek, tasarrufun iptalini istemiş ve 9.1.2004 tarihli dilekçesinde davasının sebepsiz zenginleşme nedeniyle tazminat davası olduğunu belirtmiştir.
Davalı, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının dava dilekçesindeki taleplerini usulüne uygun belirginleştirmesi ve harcı tamamlanması için verilen kesin süreye rağmen eksikleri tamamlamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik
Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, iptal ve tescil isteğine ilişkin olup yargılama sırasında bedele dönüştürülmüştür.
Mahkemece, kesin süreye uyulmadığı ve harç tamamlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HUMK.nun 159. maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, aynı yasanın 163. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir.
Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.
Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Mahkemece, verilen kesin sürenin yukarıda açıklanan ilke ve olgulara uygun olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Öte yandan harcın tamamlanmamış olması, davanın reddini değil, 492 Sayılı Harçlar Kanununun 30. maddesi yoluyla HUMK.nun 409. maddesi uyarınca işlem yapılmasını zorunlu kılar.
Ayrıca HUMK. nun 74 ve 76. maddeleri gereğince maddi olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelemeyi yapmak hakime aittir. Davacı dilekçesinde maddi olayları bildirmiştir. Bu durumda, dilekçede davanın nitelendirilmediğinden söz edilerek reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hal böyle olunca; öncelikle eksik harcın tamamlattırılması konusunda davacıya yöntemine uygun önel verilmesi, harç tamamlandığında yargılamaya devam edilmesi, dayanılan hukuki nedene göre tarafların delillerinin toplanıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy