(4721 S. K. m. 2, 1023, 1024)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, vekil edeninin, davacı Sürin Bürcüryan'n vasisi olduğunu, Sürin Bücüryan'ın vesayet altına alındıktan sonra yeğeni olan dava dışı Erşan Soylu'nun, Sürin Bücüryan'dan aldığı bir vekaletle dava konusu 37 parsel sayılı taşınmazdaki 3 katlı iş yerinin ½ payını davalı Erşan Soylu'ya bağışlandığını, davalı Erşan'ın da bu ½ payı satış şeklinde diğer davalıya intikal ettirildiğini, yapılan satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu, satış tarihinde malikin vesayet altında olup ayırtım gücünün bulunmadığını, ehliyetsiz olduğunu, bu nedenlerle tapunun iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini ve ecrimisil davası açma haklarının da saklı tutulmasını istemiştir.
Davalılardan Erşan, taşınmazın intifaını parasını ödeyerek satın aldığını, satan kişinin hukuki ehliyetinin bulunduğunu bildirip davanın reddini istemiş, davalı Emine de davacılar ve diğer davalıyı daha önce tanımadığını, taşınmazı tapudan iyiniyetle satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, ecrimisil davası açma haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmiş olmakla ;duruşma günü olarak saptanan 2.11.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Emine vekili Avukat Ali ile temyiz edilen vekili Avukat Mehpare geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Sürin'ın tasarruf ehliyetine sahip olmadığı, ehliyetsiz olduğu dönemde kayden paydaşı bulunduğu 37 parsel sayılı taşınmazdaki payını 14.7.1998 tarihli akitle davalı Erşan'a bağış yolu ile temlik ettiği, sözü edilen payın Erşan tarafından 11.5.2000 tarihli akitle diğer davalı Emine'ye intikal ettirildiği anlaşılmaktadır.
Ehliyetsiz davacının davalılardan Erşan'a yaptığı bağış işleminin geçersizliği tartışmasızdır. Ne var ki, diğer davalı Emine ( Fatma ) temellükünün iyi niyete dayalı olduğunu savunmuş, ne var ki mahkemece bu savunma üzerinde yeterince durulmamıştır.
Bilindiği üzere;hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiş tir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini ( herkese açık olmasını ) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.
Belirtilen ilke MK.nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 üncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 üncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den ( resen ) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle kayıt makili davalının iyiniyetli olup olmadığı yolunda taraf delillerinin toplanması, toplanacak delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davalılar vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile kararın HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 375.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 2.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy