(818 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 706)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanları adına kayıtlı ( eski 1 parsel ) 60 parsel sayılı taşınmazını, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak gelini olan davalıya devrettiğini, davalının alım gücünün olmadığını, murisin de tek mal varlığı olan evini satmaya ihtiyacı bulunmadığını terekesinde paranın çıkmadığını ileri sürüp davalı adına olan kaydın iptali ile mirasçılar adına tesciline olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın süresinde açılmadığını, davacının 3.kişilere olan borcundan dolayı taşınmazın davacı tarafından ilk önce satışa çıkarıldığını, aile büyüklerinin zorlaması sonucunda, taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, taşınmazı satın alabilecek maddi gücünün bulunduğunu belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapudaki satışın muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazın, 1990 tarihinde miras bırakan tarafından Almanya'da bulunan oğlunun eşi davalıya temlik edildiği, davalının temlik işlemi sırasında kendisini vekille temsil ettirdiği, tanık beyanlarına göre satış bedelinin bir kısmı ile davacının borcunu ödendiği, kalan bedelin terekeden çıkmamasının da temlik ile ölüm tarihi arasındaki süre nazara alındığında olağan bulunduğu miras bırakanın 1992 yılında da 3.kişiye İstanbul'da bulunan bir başka taşınmazını sattığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda dava konusu temlikin muvazaalı değil, gerçek satış niteliğinde bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Salt bedeller arasındaki oransızlığında tek başına muvazaanın kanıtlanmasına yeterli olmayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile kabulü yönünde hüküm kurulması doğru değildir. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy