(818 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 706)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı Mehmet Aytekin' in kendisini miras payından mahrum bırakmak amacıyla dava konusu taşınmazları satış göstermek suretiyle davalılara temlik ettiğini, murisin mal satmaya ihtiyacı olmadığını, satış bedelleri ile gerçek bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile eski hale getirilmesini olmazsa tenkisini istemiştir.
Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını, murisin taşınmazlarını sağlığında mirasçıları arasında taksim ettiğini, dahili davalı İbrahim Koçer muristen taşınmaz satın almadığını, dahili davalı Selim ise satışın gerçek olduğunu bildirip davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece, dosya mirasçılık belgesinin eklenmesi için eksiğe gönderildikten sonra mahkemece temyiz eden davalılar tarafından eksiğin tamamlanmadığı gerekçesi ile temyizden sarfınazar etmiş sayılmasına karar verilmiştir.
Karar, davalı Ramazan Aytekin ve dahili davalı Selim Aytekin tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali- tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, bilahare eksiğin tamamlanması amacıyla dosyanın mahalline iadesi sonunda, eksikliğin yerine getirilmesi için verilen süreye uyulmadığından tarafların temyiz isteğinden sarfınazar etmiş sayılmalarına karar verilmiştir.
İşin esasına ilişkin kurulan hüküm yasal koşullar yerine getirilerek yasal sürede temyiz edilmiştir.
Sonucu ve işleyişi bakımından taraflara geri çevirme kararı ile yüklenen işin davalıların kişisel tasarruf ve ihtiyarı ile yerine getirilmesi olanaksızdır. Bu bakımdan veraset ilamı ibrazı için davalıya verilen süre içerisinde bu isteğin yerine getirilmemiş olması süresinde yapılan temyiz isteğinin incelenmesine engel teşkil etmez ve davalılar temyiz isteğinden sarfınazar etmiş sayılamaz. Öyle ise usul ve yasaya uygun görülmeyen 4.7.1997 tarih 1987/ 247 E- 1992/ 192 K.sayılı ek kararın ortadan kaldırılmasına karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine gelince; 610, 679, 958 ve 1142 parsel sayılı taşınmazların davalılar Mevlüt, Ahmet ve Yusuf'a eşit paylarla, 566 parselin davalı Ahmet'e, 512 parselin davalı Yusuf ve dahili davalı Selim'e 3.5.1983 tarihli akitle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davalılar, miras bırakan tarafından yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı değil, paylaştırma amaçlı olduğunu savunmuşlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olayda, miras bırakan Mehmet Aytekin'in mirasçılardan Ahmet, Yusuf ve Mevlüt'e kayden 512, 566, 610, 679, 958 ve 1142 parsel sayılı taşınmazları bedelsiz olarak devrettiği, iki parça taşınmazını ise 3. kişilere satarak bedelini davacıya verdiği dosya kapsamı ile sabittir.
Belirlenen bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakanın davalılara yaptığı temlikler bakımından olayda 1.4.1974 tarih ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK 428 md gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 4.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy