(4721 S. K. m. 2, 3) (818 S. K. m. 390)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, ortak miras bırakandan intikal etmesi gereken 391, 392, 446 ve 489 parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında paylaşım olmadığı halde mirasçılar arasında taksim edilmiş gibi davalılar adına tespit ve sonrasında üçüncü kişilerin açtıkları dava sonucunda hükmen tescil edildiklerini, 446 parsel sayılı taşınmazın ifrazıyla 839, 840, 841, 842 parsel sayılı taşınmazların oluşturulduğunu, anılan parsellerden 391 parsel sayılı taşınmazın 3.kişiye satıldığını, 489 parsel sayılı taşınmazın ise kamulaştırıldığını ve davalıların açtığı davayla kamulaştırma bedelinin de arttırılmış olduğunu; Alcı köyünde bulunan 502, 516 ve 884 parsel sayılı taşınmazlardaki miras paylarının ise davalı Baki'ye verdiği vekaletnameye istinaden vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle diğer davalılara temlik edildiğini; 502 ve 884 parsel sayılı taşınmazların üçüncü kişiye satıldıklarını, 516 parsel sayılı taşınmazın ise kamulaştırıldığını ve davalı Nevzat'ın açtığı kamulaştırma bedelinin arttırılması davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, böylece miras paylarının davalı erkek kardeşleri tarafından yolsuz şekilde bertaraf edildiğini ileri sürerek, tapu iptal ve tescil, tazminat, alacak ve muarazanın önlenmesi isteklerinde bulunmuştur.
Davalılar, 392 446 ve 489 parsel sayılı taşınmazlar hakkında davacının daha önce açmış olduğu davadan feragat ettiğini, davacının dava konusu miras paylarının tümünü 20.10.2000 tarihinde harici sözleşmeyle davalı Baki'ye devrettiğini, davalı Baki tarafından sözleşmeyle yüklenen edimlerin yerine getirildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, Polatlı 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995/567 esas sayılı dosyasında dava açan ve feragat eden vekilin davacı adına vekaletnamesi bulunmadığından davanın yok hükmünde olduğu 391, 392, 446, 489 parsel sayılı taşınmazlar hakkında davalılar adlarına hükmen tescilden itibaren itirazda bulunulmadığı ve dava konusu diğer taşınmazlar açısından ise vekalet görevinin kötüye kullanıldığına dair soyut iddia dışında delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava; tapu iptali ile tescil tazminat ve alacak isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 391, 392, 446 ve 489 parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında ortak miras bırakan M. Odacı'nın 30 yılı aşkın zilyetliği altında iken, ölümüyle 1980 yılında mirasçıları arasında yapılan taksim ve ifraz sonucu davalılar paylarına isabet eden yerler oldukları belirtilerek senetsizden davalılar adına tespit edildikleri; hazine ve üçüncü kişilerin dava konusu bu parseller hakkında kadastro tespitine itiraz davaları açtıkları, anılan davaların Polatlı Kadastro Mahkemesinin 1990/431 esas sayılı dosyasında birleştirilerek görüldükleri ve yargılama sonucunda tespit gibi davalılar adlarına tescillerine dair verilen 6.10.1992 tarih ve 431-253 sayılı kararın 1.10.1993 tarihinde kesinleştiği; anılan çekişmeli taşınmazların davalılar adlarına hükmen tescillerinden sonra, 391 parsel sayılı taşınmazın el değiştirdiği ve halen üçüncü kişi adına kayıtlı bulunduğu, 392 parsel sayılı taşınmazın kısmen pay satışlarına konu olduğu ve halen davalı Baki dışındaki diğer davalılar ile üçüncü kişilerin paydaş oldukları; 446 parsel sayılı taşınmazda davalı Baki'nin de paydaş hale gelmesinden sonra 20.2.2002 tarihinden ifrazen 839, 840, 841 842 parsellere ayrıldığı ve halen davalılar üzerinde kayıtlı oldukları, 489 parsel sayılı taşınmazın ise Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından kamulaştırıldığı ve hazine adına geçtiği davalılar tarafından anılan idare aleyhine kamulaştırma bedelinin artırılması davası açıldığı ve Polatlı 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.9.2001 tarih ve 489-348 sayılı davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın kesinleştiği görülmektedir.
Davacı, değinilen taşınmazlarda, miras bırakan Mustafa'dan gelme hakkı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Ne var ki dosyaya ibraz edilen ve davacı imzasını taşıyan 20.10.2000 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi başlıklı belgeden; davacının çekişme konusu taşınmazları kastederek babasından miras yoluyla kendisine düşen taşınmazlardaki paylarını davalılardan Baki'ye sattığını, bunun karşılığında da Baki'nin kendisine bir daire bedeli ödediğini; bir başka daire bedelini de ileri de ödeyeceğini bildirdiği görülmektedir. Anılan sözleşme içeriğinden davacının murisi Mustafa'dan intikal eden ve adına sicil oluşmayan payları bakımından ayna ilişkin bir hak ve isteğin kalmadığı anlaşılmaktadır. Öyleyse, 391 392, 446 ve 489 parseller yönünden davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu taşınmazlara yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacı aynı davada; 502, 516 ve 884 parsel sayılı taşınmazlardaki payının vekil tayin ettiği davalı Baki tarafından vekalet görevi kötüye kullanılmak suretiyle diğer davalılara satıldığını ileri sürüp, alacak ve tazminat isteklerinde bulunmuştur. Bu taşınmazların yukarıda sözü edilen sözleşme kapsamında olmadıkları açıktır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıdını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir. .. hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca; 502, 516 ve 884 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yukarıda açıklanan ilkeleri kapsar biçimde araştırma yapılması, soruşturmanın tamamlanması, iddianın sübutu halinde davacının çekişmeli taşınmazlar nedeniyle müstahak bulunduğu alacak ve tazminat miktarının belirlenerek buna hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy