(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, murisi Kadir'in diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla 4174-552 ve 180 parsel sayılı taşınmazlarını davalılardan kızı ve damadı olan Gülbahar ve Mustafa'ya muvazaalı temlik ettiğini; bu davalıların da 180 parseli davalı Şükrettin'e, 552 parseli de davalı Kemal'e satış şeklinde muvazaalı olarak emanetçi sıfatıyla temlik ettiklerini ileri sürerek taşınmaz tapusunun iptaliyle muris Kadir mirasçıları adlarına tesciline, olmadığı takdirde tenkis hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan Şükrettin ve Kemal davaya yanıt vermemişler;davalılar Hikmet ve Birsen murisin mirasçıları olarak davanın kabulünü istemişler; diğer davalılar ise davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, muvazaa iddiasının sabit bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, Hikmet ve Birsen dışındaki davalılar tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Kemal vekili Avukat H.İbrahim Akkaş ile temyiz edilen vekili Avukat Alemdar Güngör geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi N.Semra Soydaş'ın raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal-tescil olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davaya konu edilen taşınmazlardan 552 parsel sayılı olanın önceden dava dışı Hamdi isimli kişiye ait iken 22.7.1994 tarihli satış akti ile davalılardan Gülbahar'a onun tarafından da 6.8.1998 tarihli akitle davalı Kemal'e intikal ettirildiği görülmektedir. Anılan işlemde miras bırakan taraf olmamıştır. Bu taşınmaz bakımından satış bedelinin miras bırakan tarafından ödendiği bir kısım tanıklarca belirtilmiştir.
Bilindiği üzere; murisin gerçekte bedelini bizzat ödeyip, üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı mirastan mal kaçırmak amacıyla tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi (davalı) adına kaydettirmesi halinde 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulup bulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 1.4.1974 tarihli karar, konusu ve sonuç bölümü itibariyle, murisin kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Somut Olayda olduğu gibi bedeli ödenerek gizli bağış şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanısıra, karara, yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamıyacağı; Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarih 586/782; 21.9.1994 tarih 248/538; 21.12.1994 tarih 667/856; 11.10.1995 tarih 1995/1-608 sayılı kararlarında belirtilmiş; Dairenin yargısal uygulaması bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Öyleyse, çekişme konusu 552 parsel yönünden olayda 1.4.1974 tarih ve ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmayacağı açıktır.
Davaya konu 180 ve 4174 parsel sayılı taşınmazların miras bırakan tarafından 22.9.1993 tarihli akitle önce davalılardan Mustafa'ya, onun tarafından da 7.4.1999 tarihli akitle davalı Şükrettin'e satış yolu ile temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Anılan temlike müteakip miras bırakan Kayseri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı 1998/501 esas sayılı davada çekişmeli bu taşınmazların davalılar Mustafa ve eşi Gülbahar'ın hileli davranışlarıyla elinden alındığını ileri sürmüş; ne var ki, daha sonra o davadaki 19.2.1999 tarihli oturumda " davalılarla anlaştığını, taşınmazlarla ilgili hakkını aldığını" beyanla davadan feragat etmiş, mahkemece vazgeçme nedeniyle davanın reddine hükmolunmuştur.
Bilindiği gibi, muvazaa olgusu iradi, hile ise gayri iradi nedenlerin sonucu ortaya çıkar. Diğer bir anlatımla bir işlemde hileye maruz kaldığını, kandırıldığını ileri süren kişinin bu hukuki sebeple gerçekleştirilen işlem bakımından bilerek isteyerek bir sonuca ulaştığı söylenemez.Öyleyse, çekişmeli 180 ve 4174 parsellerin davalı Mustafa'ya yapılan ilk temlikinde miras bırakanın mal kaçırma irade ve amacını taşıdığı varsayılamaz.Bu olgu yukarıda belirtilen mahkeme kararı ile de belirlenmiştir.
Hal böyle olunca, çekişmeli tüm taşınmazlar bakımından iptal sebeplerinin oluşmadığı, yapılan temlikler yönünden 1.4.1974 tarih ve ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı düşünülmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Hikmet Oğuz ve Birsen Sayın dışındaki davalıların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy