(4721 S. K. m. 705) (818 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 76 yaşında yaşayan bir insan olduğunu; davalı torununun kendisini "evlerin tapusunu ona vermesi halinde ölünceye kadar kendisiyle birlikte yaşayıp kendisine bakacağı" şeklinde kandırıp hataya düşürerek davaya konu taşınmazları adına devrettiğini;daha sonra da sözünde durmadığını ileri sürerek davalı adına kayıtlı taşınmaz tapularının iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.12.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat M.Ali Güner Avukat İsmail Agar geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi N.Semra Soydaş'ın raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak, veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz.Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince;çekişme konusu 5 parsel sayılı taşınmazdaki davacıya ait 4/6 payın 10.9.2001 tarihli akitle satış yolu ile davalıya temlik edildiği görülmektedir. Anılan payın inşaa halindeki iki bağımsız bölüm karşılığı olduğu;akit tarihi itibariyle bunların toplam değerinin 14.694.138.000 TL. bulunduğu görülmektedir. Ancak, satış işlemi 3.500.000.000 TL. üzerinden gerçekleştirilmiştir. Davacının başkaca taşınmazının bulunmadığı da sabittir.
Belirlenen bu olgular, yukarıda açıklanan ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, 76 yaşında olan bir insanın tüm malvarlığını oluşturan taşınmazlarının tamamını gerçek değerinden çok düşük bir bedelle bir başkasına devretmesinin geçerli bir nedene dayalı olduğu söylenemez.Öyle ise temlikin iddia edildiği gibi davacının kandırılması yolu ile gerçekleştiği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddedilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren avukat ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy